Üç Aday Tamam... Dördüncü Kim?
02 Ekim 2026, Cuma 11:32
İTO’da sandık 27 Ekim’de kurulacak.
Üç isim sahada.
Şekib Avdagiç.
Kaptan Mustafa Can.
İrfan Tutacak.
Biri devam diyor.
Biri değişim.
Biri Yeşil Liste’yle geliyor.
Ama İTO kulisinde esas merak üçünde değil.
Dördüncü sandalyede.
Konuşulana göre isim belli.
Henüz açıklanmıyor.
Yani yarış üç kişilik görünüyor…
ama masa dört kişilik kurulmuş.
Seçim yaklaştıkça kulis kızışıyor.
İsim belli deniyor.
Açıklayan yok.
İTO’da şimdi herkes aynı şeyi soruyor:
Üç aday belli.
Dördüncü kim?
ÜYE ÇOK… SANDIK NİYE BOŞ?
İstanbul Ticaret Odası…
830 bin üye.
Sandığa giden yaklaşık 47 bin.
Katılım yüzde 6 civarı.
İstanbul Sanayi Odası…
22 bin üye.
Oy kullanan yaklaşık 3 bin 700.
Katılım yüzde 17.
Rakamları yan yana koyunca mesele sandıktan büyük görünüyor.
Katılım mı?
Temsil mi?
Aidiyet mi?
Adnan Dalgakıran cevabı dolandırmadı:
“Var da var.”
Beklenti var.
İletişim var.
Bir de yapılan işin üyeye ne kadar ulaştığı meselesi.
Sonra sözü kendilerine çevirdi:
“Kendimizi öz eleştiri sürecinden geçirmemiz gerekiyor.”
Yüz binlerce üyeniz var.
Sandık kuruluyor.
Üye gelmiyor.
Dönüp yalnız:
“Niye oy kullanmadın?”
demek kolay.
Dalgakıran bu kez üyeye değil, odaya soruyor:
“Biz üyemizin beklentisini karşılıyor muyuz?”
Anket öneriyor.
Ölçelim.
Dinleyelim.
Çünkü İTO’daki yüzde 6 ile İSO’daki yüzde 17…
yalnız seçim günüyle açıklanacak rakamlar değil.
İTO da aynaya bakacak.
İSO da.
Üye sayısı odanın büyüklüğünü gösterir.
Sandık ise mesafeyi.
Listede yüz binler…
Sandıkta birkaç bin.
Bağ nerede?
SANAYİNİN ATEŞİNİ ÖLÇTÜK: 47,9
İSO Türkiye İmalat PMI eylülde 47,9.
Eşik 50.
Altı, daralma.
Üstelik bu bir aylık tablo değil.
İki buçuk yıldır ibre aynı tarafta.
Sipariş zayıf.
Üretim hız kesiyor.
İhracat eski iştahında değil.
On sektörün dokuzunda tempo düşmüş.
Rapor tabloyu ortaya koyuyor.
Sanayici o rakamı tezgâhta hissediyor.
Kapasite aşağı geliyor.
Yeni sipariş gecikiyor.
Maliyet baskısı sürüyor.
Yatırım beklemeye alınıyor.
47,9 küçük bir rakam gibi görünebilir.
Ama sanayide birkaç puan, koca bir fabrikanın havasını değiştirir.
Üreticinin morali düşer.
İhracatçı siparişe bakar.
Vardiyalar seyrelir.
Yeni yatırım ertelenir.
Rapor rakamı veriyor.
Tezgâh tercümesini yapıyor:
Makine dönüyor…
Sanayi toparlanamıyor.
.jpeg)
YÜZDE 10’U VERİN… TEKRAR KOŞALIM!
Hazır giyim yıllarca Türkiye’nin yükünü çekti.
İhracat yaptı.
İstihdam sağladı.
Cari fazlaya katkı verdi.
Şimdi nefesi daralıyor.
İHKİB Başkanı Mustafa Paşahan talebini rakama bağlamış:
Döviz dönüşüm desteği yüzde 10’a çıkarılsın.
Çünkü pazar aynı…
şartlar eşit değil.
Maliyet yüksek.
Finansman ağır.
Rakip ülkelerin eli daha rahat.
Bizim üretici ise aynı müşteriye daha pahalı ulaşmaya çalışıyor.
Paşahan’ın istediği:
Kaybedilen rekabet gücünü geri kazanmak.
Sipariş yeniden Türkiye’ye dönerse…
tezgâh işini bilir.
Rakam yüzde 10.
Gerisi sektörün işi:
Biraz nefes verin…
Tekrar koşalım.

SİPARİŞİN NABZI DÜŞÜK
TİM İhracat Talep Endeksi gerilemiş.
Dış pazar kapanmış değil.
Ama talep zayıf.
Alıcı var.
Temas var.
Sipariş aynı hızda gelmiyor.
Pazar açık olabilir.
Müşteri masaya oturabilir.
Fiyat sorabilir.
Numune isteyebilir.
Ama tezgâhı döndüren şey bunların hiçbiri değil:
Sipariş.
Sipariş seyrelince üretim yavaşlıyor.
Kapasite düşüyor.
Üretim yeni işi bekliyor.
TİM raporu bunu endeksle söylüyor.
Tezgâh daha kısa konuşuyor:
Pazar açık.
Alıcı temkinli.
Siparişin nabzı düşük.
.jpeg)
TEZGÂHIN SESİ
Bu hafta…
Sandık.
Aday.
47,9.
Yüzde 10.
Sipariş.
Her birinin hesabı ayrı.
Tezgâhın hesabı daha kısa:
Sandık kurulur, kalkar.
İsimler gelir, gider.
Rakam oynar.
Destek de yerinde durmaz.
Ama tezgâhın beklediği değişmez:
İş.
Bereketle kalın…
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.


Yorumlar
Korkmaz
02-10-2026 11:53830 bin üye var, sandığa giden 47 bin kişi. Bu rakamı sadece “üyeler ilgisiz” diye okumak kolay. Ben başka yere bakarım. İnsan neden kendini ait hissetmediği bir yapının sandığına gitsin? Oda dediğiniz şey, sadece aidat toplayan, plaket veren, resepsiyon düzenleyen bir bina hâline gelirse üye de seçim günü evinde oturur. Asıl mesele temsil krizidir. Çünkü sandık boşsa, ortada sadece seçmen yokluğu yoktur; güven, temas ve aidiyet eksikliği vardır. Yıllardır aynı çevreler, aynı masalar, aynı ilişkiler dönüp duruyorsa, seçimin adı seçim olur ama heyecanı kalmaz. Belki de önce üyeye “neden gelmedin?” diye sormak yerine, yönetime “sen üyeyi neden kaybettin?” diye sormak gerekir. Çünkü kalabalık üyelik listesi güçlü kurum anlamına gelmez. Bazen yalnızca kalabalık bir kayıt defteri anlamına gelir.
Abdurrahman
02-10-2026 11:51Sayın Çetin, burada mesele sadece sandığa gitmeyen üye değil; temsil edilen ama kendini temsil edilmiş hissetmeyen insan meselesidir. Kurumlar büyüdükçe üyeye yaklaştığını sanıyoruz, oysa çoğu zaman bina büyüyor, bütçe büyüyor, kadro büyüyor; mesafe de onunla beraber büyüyor. Sonra seçim günü geliyor, sandık kuruluyor, üye ortada yok. Bu tabloyu “ilgisizlik” diye okumak kolay. Belki de mesele ilgisizlik değil, aidiyet kaybıdır. İnsan kendisini ait hissetmediği yere niçin heyecan duysun? Oda üyeye yalnız aidat zamanı dokunuyorsa, seçim günü üyenin sandığa dokunmamasına şaşmamak gerekir. Bana göre asıl tehlike düşük katılım değil; düşük bağdır. Çünkü bağ koparsa temsil şeklen devam eder, ruhen biter. Ve ruhu bitmiş bir kurum, ne kadar büyük görünürse görünsün içeriden küçülmeye başlamıştır.
Mehmet Kaya
02-10-2026 11:48Sayın Çetin, rakamları yan yana koyunca mesele gerçekten sandığa gidip gitmemekten çıkıyor. 830 bin üyeli bir odada 47 bin kişinin oy kullanması, 22 bin üyeli başka bir odada 3 bin 700 kişinin sandığa gitmesi sadece üyeye yüklenebilecek bir tablo değil. Oda yönetimleri de dönüp kendine bakmalı. Üye aidat ödüyor ama odanın kendisine ne kattığını, hangi sorununu çözdüğünü, hangi kapıyı açtığını görmüyorsa seçim günü neden heyecan duysun? Yıllardır aynı yüzleri, aynı komiteleri, aynı dili gören üyenin sandığa ilgisi de doğal olarak azalıyor. Bence Dalgakıran’ın “öz eleştiri” sözü önemli. Oda üyeye “neden gelmedin?” demeden önce, “seni neden getiremedim?” diye sormalı. Çünkü güçlü oda çok üyeli oda kadar, üyesinin kendini içinde gördüğü odadır.