İstanbul
15 Ekim, 2026, Perşembe
  • DOLAR
    49.42
  • EURO
    55.58
  • ALTIN
    6579.8
  • BIST
    12118.29
  • BTC
    80437.367$

Markayı Biz Üretiyoruz... Parayı Kim Kazanıyor?

15 Ekim 2026, Perşembe 14:35
Markayı Biz Üretiyoruz... Parayı Kim Kazanıyor?

Kumaş bizim.

İplik, işçilik, fabrika…

Hepsi Türkiye'den.

Etiket başkasının.

Dünyanın ünlü markalarına çalışıyoruz.

Üzerine bir isim dikiliyor.

Fiyat değişiyor.

Meğer kumaştan daha kıymetli olan, üzerine dikilen etiketmiş!

Elbette o ismin arkasında tasarım, reklam ve ciddi yatırımlar var.

Peki bizim birikimimiz?

Uluslararası kalite standartlarını öğrendik. Üretim disiplinini edindik. En zor siparişlerin altından kalktık.

Şimdi aynı işi daha ucuza yapan ülkelerle yarışıyoruz.

Mısır fiyat veriyor.

Bangladeş fiyat kırıyor.

Biz maliyet hesaplıyoruz.

TGSD Müşterek Başkanı Toygar Narbay'ın açıkladığı üç yıllık bilanço:
Dolar bazında maliyetler yüzde 30 artmış.

Üretim miktarı yüzde 21 gerilemiş.

Birim satış fiyatı yüzde 13 yükselmiş.
Kârlılık korunamamış.

Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği'nin 19. İstanbul Hazır Giyim Konferansı'nda gündeme taşıdığı “Made in Türkiye” yaklaşımı, işte bu tablonun içinden doğuyor.

Ümit Özüren'in tasarım, teknoloji ve kültürle güçlendirmek istediği Made in Türkiye markasının temeli aslında yıllardır atılıyor.

Yıllarca başkalarına marka üretirken, meğer kendimizi de yetiştirmişiz.

BİRİNİN ARKASINDA YÖNETİM… DİĞERİNİN ÖNÜNDE MİZAÇ!

İstanbul Sanayi Odası'nda başkanlık yarışı.

Ender Yılmaz.

Adnan Dalgakıran.

Ender Yılmaz, mevcut yönetimin desteğiyle yola çıkıyor.

İlk bakışta avantaj.

Ben o kadar emin olamadım.

Sanayici yüksek faiz, ağır maliyetler ve finansman sıkıntısıyla boğuşuyor.

Hükümetin ekonomi politikaları eleştiriliyor.

Peki İSO?

Sanayici bu kadar zorlanırken odası ne kadar ses çıkardı?

Ankara'nın yanlışlarına karşı hangi neticeyi aldı?

İSO'nun görevi yalnızca sıkıntıları sıralamaksa sanayicinin zaten yeterince derdi var.

Bir de onları temsil edecek kuruma ihtiyacı var.

Ender Yılmaz'ın arkasındaki destek bu yüzden iki taraflı.

Yönetimin gücünü taşıyor.

Hesabını da.

Gelelim Adnan Dalgakıran'a…

Adaylığını duyurduğumdan beri farklı çevrelerden sanayicilerle konuşuyorum.

İlginçtir, benzer kanaatlerle karşılaşıyorum.

Kendi bildiğini okurmuş.

Ani çıkışları olurmuş.

Ortak karar almak kolay olmazmış.

Bunlar görüştüğüm kişilerin değerlendirmeleri.

Elbette müstakil hareket etmek başlı başına kusur sayılmaz.

Tek başına karar almak kolay. 

Sanayiciyi o karara ortak etmek marifet.

Ender Yılmaz'ın sınavı geçmişin hesabı.

Adnan Dalgakıran'ınki müşterek akıl.

Her ikisinin de memleket sanayisine hayırlı hizmetler yapmasını isterim.

Lakin…

Birinin arkasında yönetim var.

Diğerinin arkasından konuşulanlar.

Biri izah, diğeri ise izale istiyor.

ÖMER BOLAT’TAN HODRİ MEYDAN!

Ömer Bolat’ı eskiden beri tanırım.

Muntazam, ölçülü bir insandır.

Hakkındaki fon iddiaları gündeme gelince kendisini müdafaa etmeye gerek duymadım.

Eskilerin sözü malum:

“Abdestinden şüphesi olmayanın, namazından da şüphe edilmez.”

Zaten Bolat da kimsenin kefaletini beklemedi.

Çıktı, konuştu.

Açıklamasında “haysiyetsizce iftira”, “ilim ahlak yoksunu” gibi ağır ifadeler kullandı.

Yetmedi…

“Size hodri meydan!”

Doğrusu, bu kadar sert konuştuğunu hatırlamıyorum.

Tartışma, fon soruşturması öncesindeki 170 milyon liralık para hareketi iddiasından kaynaklanıyor.

Bolat reddediyor.

37,8 milyon liralık aile tasarrufunun sukuk hesabına yatırıldığını açıklıyor.

Ardından bankaları işaret ediyor:

“Araştırın!”

Para bana veya yakınlarıma aktarılmış mı, ortaya çıkarın.

Murat Ağırel ise kendisine yöneltilen suçlamalara itiraz ediyor; kayıtların incelenmesini istiyor.

Ticaret Bakanlığı da suç duyurusunda bulunmuş.

Bolat…

Bu defa sözünü tartmamış…

Hesabının da tartılmasını istemiş!

İSTİHDAMI KORUYORUZ… SANAYİYİ KİM KORUYACAK?

Eskiden sanayici kredi arardı.

Yeni makine alacak.

Fabrikasını büyütecek.

Şimdi yine kredi arıyor.

Mevcut işçisini çıkarmamak için!

Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, imalat sanayisine yönelik yeni finansman desteğini açıkladı.

KOBİ'lere 50 milyon, büyük işletmelere 150 milyon liraya kadar kredi.

Faiz veya kâr payına 12 puan destek.
Şartı da belli:

Mevcut istihdamı koruyacaksın.

Yüksek faiz, artan maliyetler, daralan siparişler…

Tezgâh çalışıyor, kâr eriyor.

Adnan Dalgakıran da sanayinin açmazını satış, üretim ve finansman üzerinden tarif ediyor:

“Satış zayıfladığında üretim yavaşlıyor, finansman pahalılaştığında yatırım duruyor.”

Kacır'ın paketi, işten çıkarmaları önlemek için kıymetli bir tedbir.

Krediyle maaş ödenebilir.

Peki tezgâh?

DAVETİ DANIŞMAN YAPIYOR… MAKAM KİMİN?

Bazı basın danışmanları var.

Unvanı danışman.

İşi danışmamak.

İstediğini çağırıyor.

İstemediğini görmezden geliyor.

Basın toplantısı yapılıyor.

Salonda bülteni alıp yayımlayacak isimler var.

Peki sahayı bilen, sektörün nabzını tutan, fikri olan kalemler?

Davet listesinde yok!

Kopyala, yapıştır gazeteciliğine kapı açık. 

Soru sorana kapalı.

Oysa danışmanlığın marifeti, makam sahibini yalnız hoşuna gidecek sözlerle buluşturmak olamaz.

Meşhur söz:

“Danışan dağları aşar, danışmayan düz yolda şaşar.”

Bizimkilerde danışan da şaşıyor.

Danışman da!

Birkaç dost aynı dertten müşteki.

Elçiye zeval olmaz, aktarayım.

Kapıyı açmakla görevli adam, kapının sahibi kesiliyor.

TEZGÂHIN SESİ:

Bu hafta markayı, temsili, ithamı, istihdamı ve danışmanlığı konuştuk.

Tezgâhın hesabı kısa:

Marka, değer ister.

Temsil, mesuliyet ister.

İtham, ispat ister.

İstihdam, sipariş ister.

Danışmanlık, istişare ister.

Gerisi laf.

Tezgâh neticeye bakar.

Bereketle kalın.

Yorumlar

  • yorum avatar
    Selçuk
    15-10-2026 15:01

    Kredi paketi elbette sanayiciye nefes aldırır; özellikle istihdamı koruma şartı, işten çıkarmaların önüne geçmek açısından kıymetli. Ama işin bir de işletme tarafı var. Sanayici 150 milyon liraya kadar kredi kullanacak, faiz desteği alacak, çalışanını tutacak; güzel. Peki sipariş aynı hızla gelmiyorsa, kapasite kullanımı düşüyorsa, finansman maliyeti hâlâ ağırsa bu kredi kaç ay sonra yeni bir borç kalemine dönüşecek? Bana göre burada ölçülmesi gereken yalnız kaç firmanın kredi kullandığı değil; bu destek sayesinde kaç fabrikanın üretimini koruduğu, kaç işçinin işte kaldığı ve kaç firmanın yeniden sipariş yakaladığıdır. Çünkü sanayiyi krediyle ayakta tutabilirsiniz ama büyütemezsiniz. Sanayinin gerçek ilacı yine satış, ihracat ve rekabet gücüdür.

  • yorum avatar
    Burak
    15-10-2026 14:59

    Ben hazır giyim meselesinde yıllardır aynı şeyi görüyorum: Sektörün derdi yalnız maliyet yüksekliği, kur baskısı, finansman veya marka eksikliği değil; biraz da karar alma cesareti. Çünkü herkes sorunu biliyor. Dernekler biliyor. İhracatçı biliyor. Bakanlık biliyor. Sanayici biliyor. Peki kim hangi konuda bedel ödemeyi göze alıyor? “Made in Türkiye” güzel bir hedef. Ama marka olmak yalnız tasarım ve reklam işi değildir. Kendi fiyatını koyabilmek, müşteriye “bu kadar” diyebilmek, gerektiğinde düşük marjlı siparişi reddedebilmek, içeride de kaliteyi ve kurumsallığı bozmamak gerekir. Bizim sektör yıllarca çok çalıştı ama çoğu zaman müşterinin şartlarına göre eğildi. Şimdi dünya değişti. Ucuzluk elimizden gidince gerçek karakterimiz ortaya çıkacak. Ya yine başkasının siparişine göre yön değiştireceğiz ya da kendi oyun planımızı kuracağız. Bana göre “Made in Türkiye”nin asıl sınavı logoda değil, sanayicinin zihninde başlayacak. Selametle…

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.