İstanbul
17 Eylül, 2026, Perşembe
  • DOLAR
    48.68
  • EURO
    55.98
  • ALTIN
    6726.1
  • BIST
    13.123
  • BTC
    76279.831$

Şehzade Rehberi Açtı!

17 Eylül 2026, Perşembe 09:00
Şehzade Rehberi Açtı!

Erdal Bahçıvan 13 yılın ardından çekildi.

Giderken de işaretini verdi:

Ender Yılmaz.

Veliaht belli.

Şehzade sahada.

Yeni dönem deniyor.

Yeni vizyon deniyor.

Kulak kesildik.

Ender Yılmaz anlatıyor:

TOBB’la daha güçlü çalışacağız.

TİM’le iş birliğini artıracağız.

Sanayicinin sesini daha gür duyuracağız.

İyi de…

TOBB dün kurulmadı.

TİM de yıllardır orada.

İSO zaten bu masaların yabancısı değil.

Bahçıvan 13 yıl boyunca o kapıları çaldı, o temasları kurdu.

Şimdi Ender Yılmaz geliyor.

Rehber aynı.

Yeni olan ne?

İSO gibi bir kurumda sanayici temasın kendisinden çok neticesine bakar.

Kiminle görüştünüz?

Güzel.

Peki ne aldınız?

Hangi sorunu çözdünüz?

Hangi dosyayı sonuçlandırdınız?

Bahçıvan koltuğu bırakmış olabilir.

Telefon rehberi hâlâ masada.

Şehzadenin marifeti de rehberi açmak değil…

o rehberden sonuç çıkarmak.

İKİ YIL SANA, İKİ YIL BANA!

İTO’nun Hazır Giyim ve Konfeksiyon Grubu…

On yedi bini aşkın üye.

Neredeyse başlı başına bir oda.

Seçim yaklaşırken iki isim karşı karşıyaydı:

Gıyasettin Eyyüpkoca.

Ramazan Çakıroğlu.

Rekabet bekleniyordu.

Sonra iki taraf birleşti.

Eyyüpkoca’nın öncülüğünde aynı listeye girdiler.

Olabilir.

Ticarette rekabet kadar uzlaşma da vardır.

Ama kuliste konuşulan formül başka:

Çakıroğlu ilk iki yıl komitede.

Sonraki iki yıl Meclis’te.

Sandık daha kurulmadan…

iki yıl sonrasının sandalyesi konuşuluyor.

Çakıroğlu Meclis’e uygunsa, neden iki yıl bekleyecek?

Uygun değilse, iki yıl sonra ne değişecek?

Eyyüpkoca açısından da ilginç.

Karşısına çıkmaya hazırlanan isim şimdi yanında.

Demek ki Çakıroğlu, hesaba katılacak kadar güçlü.

Rekabet başlamadan bitmiş olabilir.

Pazarlık ise 2026’dan 2028’e uzamış.

Hazır giyim işi bu.

Ölçü alınır.

Kalıp çıkarılır.

Bu kez kalıbı da önceden kesmişler:

Dört yıllık dönem.
İkişer yıllık koltuk.

YOKUŞA RAZIYIZ… VİRAJI GÖRELİM!

Burhan Özdemir’in işaret ettiği sıkıntı:

Öngörülebilirlik.

Enflasyonla mücadele edilir.

Faizin hesabı yapılır.

Maliyet yükselirse fiyat yeniden yazılır.

Peki yarın?

Orası sisli.

Bugün verdiğiniz fiyat üç ay sonra tutacak mı?

Kredi hangi maliyetle dönecek?

Yatırıma başladığınız günle, üretime geçtiğiniz gün aynı ekonomik zeminde mi olacaksınız?

Sanayici hesap makinesi kullanır.

Türkiye’de bazen yetmiyor.

Biraz da tahmin gücü gerekiyor.

İş insanı zor şartla mücadele eder.

Yüksek maliyete göre pozisyon alır.

Faizi ölçer.

Kur riskini yönetir.

Ama rakam sürekli yer değiştiriyorsa…

plan bozulur.

Sermaye risk alır.

Gözünü bağlayıp yola çıkmaz.

Yol yokuş olabilir.

Viraj keskinleşebilir.

Yeter ki önünü görebilsin.

Yatırımcı yokuşta vites küçültür.

Sis bastığında frene basar.

SANAYİSİZLEŞME DE NE DEMEK?

Sanayi.

Sonuna bir ek koyuyorsunuz:

Sanayisiz.

Bir tane daha:

Sanayisizleşme.

Kelimenin kendisi bile insanın içini daraltıyor.

Türkiye artık bunu konuşuyor.

Ozan Diren de uyarıyor:

Sanayinin büyümesi cılız.

İmalatın ekonomideki ağırlığı geriliyor.

Türkiye’nin uzun soluklu yeni bir sanayi stratejisine ihtiyacı var.

Sanayi; işçi demek.

Mühendis demek.

İhracat, teknoloji, nakliye, esnaf demek.

Bir fabrikanın kapısından yalnız mal çıkmaz.

Binlerce haneye ekmek çıkar.

Üretim küçüldükçe ihracatın nefesi daralır.

Tarım zayıfladığında ticaret de payını alır.

Bir ülke tarlasıyla beslenir.

Fabrikasıyla üretir.

Ticaretiyle dünyaya açılır.

Diren’in çağrısı uzun vadeyi işaret ediyor.

Verdiği ağaç örneği de yerinde:

Dikiyorsunuz.

Bekliyorsunuz.

Meyveyi yıllar sonra alıyorsunuz.

Sanayi de böyle.

Bugün ihmal ederseniz, yarın fabrika kurabilirsiniz.

Makineyi satın almak da mümkün.

Ama yılların biriktirdiği üretim kültürünü…

katalogdan sipariş edemezsiniz.

“Sanayisizleşme” iktisat kitaplarında kalsın.

Türkiye’nin gündemine fazla ağır bir kelime.

Üretim küçülürse…

bir süre sonra konuştuğumuz şey ekonomi olmaktan çıkar.

Geçim olur.

MERTER’İN IŞIKLARI YENİDEN YANDI!

Seçim bitti.

Ufuk Muslu koltuğa oturdu.

Belli ki oturmakla yetinmeyecek.

8. Merter Moda Haftası başladı.

50 ülke.

Yaklaşık 200 kişilik alım heyeti.

Koleksiyonlar podyumda.

Alıcılar Merter’de.

Tekstil bugün kolay bir dönemden geçmiyor.

Kur yoruyor.

Maliyet sıkıştırıyor.

Sipariş daralıyor.

Böyle bir zamanda organizasyon yapmak değerli.

Daha önemlisi, müşteriyi getirebilmek.

Mankeni podyuma çıkarmak kolay tarafı.

Zor olan, alıcıyı Merter’e getirmek.

Muslu da bunun peşinde.

Merter yıllardır tekstilin kalbi diye anılıyor.

50 ülkeden alıcıyı aynı yerde toplamak az iş sayılmaz.

Tekstilcinin alkışa karnı tok.

İhtiyacı müşteriye.

Ufuk Muslu seçimi 11 oy farkla kazandı.

Şimdi önünde daha büyük bir ölçü var:

Merter esnafının kasası.

TEZGÂHIN SESİ

Koltuk.

Öngörü.

Müşteri.

Sanayi.

Bu hafta tezgâhta bunlar vardı.

Her birinin terazisi başka.

Sonunda hepsi üretime bağlanıyor:

Koltuk el değiştirir.

Kur oynar.

Faiz iner, çıkar.

Müşteri gelir, gider.

Ama üretim kültürü zayıflarsa…

yerine yenisini koymak yıllar sürer.

Bereketle kalın…
 

Yorumlar

  • yorum avatar
    Fatih
    17-09-2026 11:04

    Açıkçası burada uzlaşmadan çok, sandık kurulmadan yapılmış bir koltuk hesabı görüyorum. “İki yıl sen, iki yıl ben” formülü kulağa demokratik mutabakat gibi gelebilir ama seçmenin iradesini daha baştan takvime bağlamak da garip. Çakıroğlu Meclis’e layıksa bugün niye bekliyor, değilse iki yıl sonra ne olacak? Eyyüpkoca açısından da mesele ilginç; rakibini yenmek yerine yanına almak siyaseten akıllıca olabilir ama bu durumda seçmen de şunu sorar: Biz oy mu kullanacağız, yoksa önceden kesilmiş kalıba mı onay vereceğiz?

  • yorum avatar
    İsa Keleşoğlu
    17-09-2026 10:36

    murat bey güzel bir yazı olmuş. karikatürler de 12'den vurmuş. teşekkürler.

  • yorum avatar
    Hakan C.
    17-09-2026 10:24

    Bir televizyon programında Ender Yılmaz’ı dinledim. Açıkçası biraz hayal kırıklığı yaşadım. Çünkü İSO gibi büyük bir yapıda meclis başkanlığı yapmış, mevcut başkanın desteğini alarak aday olmuş bir isimden daha özgün, daha içeriden, daha iddialı bir vizyon duymayı bekliyorsunuz. Ama projeler anlatılırken dönüp dolaşıp yine İSO, İTO, TOBB hattına gelinmesi insanda şu duyguyu bırakıyor: Yeni başkan geliyor ama rehber eski. Bu kadar tecrübenin ardından insan biraz daha farklı bir cümle bekliyor.

  • yorum avatar
    Vahap
    17-09-2026 09:37

    Ben olsam Ender Yılmaz’ın ilk iş olarak TOBB ve TİM’i değil, İSO’nun kendi içindeki beklenti haritasını çıkarmasını isterdim. Çünkü 13 yıllık bir dönemin ardından mesele yalnız kurumlar arası temas değildir; Meclis üyeleri, komiteler ve sanayiciler artık yeni başkanda başka bir yönetim tarzı arar. Bahçıvan’ın döneminde çalışan neydi, tıkanan neydi, kim kendini dışarıda hissetti, hangi sektör yeterince temsil edilmedi? Bunlar görülmeden “yeni dönem” sözü havada kalır. Bence Ender Yılmaz’ın asıl sınavı dışarıyla ilişki kurmak değil, içeride yeni bir güven üretmek olacaktır.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.