İstanbul
25 Eylül, 2026, Cuma
  • DOLAR
    48.85
  • EURO
    55.72
  • ALTIN
    6724.2
  • BIST
    13.252
  • BTC
    84032.983$

Rakibinin Adını Vermedi... Tarifini Verdi

24 Eylül 2026, Perşembe 10:58
Rakibinin Adını Vermedi... Tarifini Verdi

Basın açıklaması sırasında ben de Adnan Dalgakıran’a sordum:

“Rakibiniz Ender Yılmaz mı, yoksa 13 yıldır oluşmuş sistem mi?”

İsme girmedi.

Ender Yılmaz için:

“Arkadaşım.”

dedi.

Erdal Bahçıvan’a teşekkür etti.

Sonra güldü:

“Odakule’de gömü mü var da birbirimizi yiyeceğiz?”

Gömü yok.

Ama kat var.

18. kat.

Dalgakıran’ın söylediğine göre Meclis üyelerinin yüzde 80’i yönetimin bulunduğu kata çıkamıyor.

Kendi ifadesiyle:

“Öyle bir oda olur mu kardeşim?”

Kartlı geçiş kalkacak.

Meclis üyesi yönetime ulaşacak.

Karar mekanizmasındaki ağırlığı da artacak.

Üyelere de doğrudan sorulacak:

“İSO’dan memnun musunuz?”

Eleştiri konusunda daha sertti:

“En ufak bir eleştiriyi hakaret gibi zannedenler… Bu mekanizmanın içinde biz olmayacağız.”

Bir de başkanlık süresi var.

En fazla iki dönem.

Dalgakıran geçmişin faturasını yalnız Bahçıvan yönetimine de kesmedi:

“Biz de oradaydık.”

dedi.

Doğru.

Kendisi de o Meclis’in içindeydi.

Bütün bunları iki kelimeyle özetledi:

“Kültürel değişim.”

Eee Adnan Bey…

Ben rakibinizi sordum.

Siz 18. katı, iki dönemi, eleştiriyi, kurum kültürünü anlattınız.

İsmini vermediniz.

Tarifini verdiniz.

13 YILIN SONUNDA: EMANET!

2013 yılında Erdal Bahçıvan İSO Başkanlığına seçildi.

Takvim döndü.

Bir yıl.

Beş yıl.

On yıl.

On üç yıl.

Şimdi veda ediyor.

Son Meclis konuşmasında makam için kullandığı kelime:

“Emanet.”

Ardından şu cümleyi bıraktı:

“Makamların gerçek değeri ne kadar uzun süre tutulduklarıyla değil, hangi izlerle ve nasıl bırakıldıklarıyla ölçülür.”

On üç yılın ardından söylenince cümlenin ağırlığı artıyor.

Bahçıvan dört yıllık faaliyet raporunu da önüne koydu.

Yaptıklarını anlattı.

Eksiklerini saklamadı.

Sonra adaylara döndü.

Ender Yılmaz’a başarı diledi.

Adnan Dalgakıran’ı da unutmadı.

Kendi iradesiyle çekildiğini söyledi.

Ne “benden sonra” hesabı…

Ne kapı çarpma…

Ne de anahtarı cebine koyma.

İş dünyasında başkan seçmek kolay.

Başkan değiştirmek bazen zor.

Makam uzadıkça…

koltukla oturan birbirine alışıyor.

Bahçıvan döneminin hesabı elbette ayrıca yapılır.

Başarıları konuşulur.

Eksikleri tartışılır.

Son Meclis konuşmasından geriye bir cümle de kalıyor:

Koltukta ne kadar kaldığınız kadar…

oradan nasıl kalktığınız da kayda geçiyor.

İSO’da Bahçıvan dönemi kapanıyor.

Geriye tek kelime kalıyor:

Emanet.

VATANIN YENİ SINIRI: ALGORİTMA!

Mavi Vatan.

Siber Vatan.

Şekib Avdagiç şimdi bir kavram daha koyuyor önümüze:

“Yapay Zekâ Vatanı.”

İlk duyunca slogan gibi geliyor.

Ama yarının ambargosu limanda başlamayabilir.

Gümrük kapısında da.

Bir ekranda karşınıza çıkabilir:

“Erişiminiz kısıtlandı.”

O zaman paranızın olması yetmez.

Fabrikanız da kurtarmaz.

Kullandığınız model yabancı.

Çip dışarıdan geliyor.

Veriniz başka ülkedeki merkezlerde işleniyor.

Fabrika sizin.

Kontrolün tamamı sizin mi?

Yapay zekâ artık yalnız yazılımcının işi değil.

Sanayicinin de meselesi.

Çünkü üretimin hammaddelerine veri eklendi.

Makinenin yanına robot geldi.

Üretim hattına algoritma girdi.

Hepsini çalıştıracak şey ise elektrik.

Avdagiç’in ifadesiyle:

“Yapay zekânın petrolü elektrik.”

Dün enerjide bağımlılığı konuştuk.

Sonra çipi öğrendik.

Şimdi sırada algoritma var.

Savunma sanayisinden biliyoruz.

Paranız olur.

İhtiyacınız vardır.

Ama karşıdaki:

“Vermiyorum.”

der.

Bütün hesap değişir.

Yarın aynı cümleyi bir savaş uçağı için değil…

fabrikanızı yöneten yapay zekâ için duyabilirsiniz.

Çünkü geleceğin güçlü ülkesi yalnız malını kendi üretmeyecek.

Aklını da başkasından kiralamayacak.

 

100 MİLYAR DOLARLIK KÖPRÜ!

New Jersey.

Türkiye’den üç bakan.

Amerikan siyaset ve iş dünyasından önemli isimler.

TABA-AmCham’ın gündeminde büyük hedef:

100 milyar dolar.

Ama Süleyman Ecevit Sanlı’nın anlattıklarında daha ilginç bir şey var.

Eskiden Türk iş insanı Amerika’ya ne satacağını düşünürdü.

Şimdi…

Banka kurmak istiyor.

Limana talip oluyor.

Yani hesap değişmiş.

Amerika’ya satıştan…
Amerika’da kalıcı olmaya.

Sanlı’nın kurmaya çalıştığı köprünün kıymeti de burada.

Türk girişimcisini Amerikan sermayesiyle, finansıyla, pazarıyla buluşturmak.

Çünkü zirve yapmak kolay.

Salon dolar.

Fotoğraf çekilir.

Plaket verilir.

Sonra herkes evine döner.

Asıl marifet…

İş insanını anlaşmayla döndürmek.

100 milyar dolar büyük rakam.

Kürsüde üç kelime.

Gerisi ticaret.

TABA-AmCham’ın işi de belli:

Sözü yatırıma çevirmek.

KARTVİZİT TAMAM… SİPARİŞ NEREDE?

Fuar açıldı.

Stantlar kuruldu.

Işıklar yandı.

Dünyanın dört bir yanından alıcılar geldi.

MÜSİAD Başkanı Burhan Özdemir de fuarın ortasında şu cümleyi kurdu:

“Bu görüşmeler kartvizit değişimiyle sınırlı kalmasın.”

Doğru.

Sanayici kartvizit biriktirmiyor.

Sipariş bekliyor.

Yeni fabrika kuracak cesaret kadar…

mevcut tesisleri tam kapasite çalıştıracak iş de lazım.

Makine hazır.

İşçi tezgâhın başında.

Kapasite var.

Müşteri nerede?

Yeni yatırım konuşulur.

Ama mevcut tezgâh boşsa…

önce ona iş bulacaksınız.

MÜSİAD EXPO’da alım heyetleriyle firmalar buluştu.

Görüşmeler yapıldı.

Kartvizit sayısı?

Geçelim.

Fotoğraflar?

O da kalsın.

Kaç sipariş?

Fuarın ışıkları birkaç gün sonra sönecek.

Fabrikanın ışıkları sönmesin.

BÜYÜYORUZ… SANAYİ NEREDE?

24 çeyrek.

Tam altı yıl.

Cevdet Yılmaz söylüyor:

Türkiye ekonomisi kesintisiz büyüyor.

Son açıklanan ikinci çeyrek rakamı da yüzde 2,3.

Güzel haber.

Aynı dönemde Erdal Bahçıvan başka bir noktaya dikkat çekiyor:

“Sanayi sektörü genel ekonomiden negatif ayrışıyor.”

Ekonomi büyüyor.

Sanayi geride kalıyor.

Peki ne büyüyor?

Büyümenin kaç puan olduğu kadar…

nereden geldiği de önemli.

Hizmetler hızlanır.

Tüketim canlı kalır.

Ama üretim ivme kaybediyorsa…

yüzde 2,3’e bir daha bakmak lazım.

Sanayinin hesabı milli gelirle bitmiyor.

İhracatı besliyor.

Teknolojiyi taşıyor.

İstihdam üretiyor.

Yüzdeyi gördük.

Bir de üretime bakalım.

TEZGÂHIN SESİ

Bu hafta…

Sistem.

Emanet.

Algoritma.

Sipariş.

Büyüme.

Her birinin hesabı ayrı.

Tezgâhın hesabı kısa:

Koltuk geçer.

Teknoloji değişir.

Rakam oynar.

Sipariş gelir, gider.

Tezgâh durursa…

Memleket durur.

Bereketle kalın…

Yorumlar

  • yorum avatar
    Abdurrahman
    24-09-2026 23:26

    Şekib Avdagiç’in “Yapay Zekâ Vatanı” ifadesini okuyunca üzerinde uzun uzun düşündüm. Çünkü mesele artık sadece teknoloji meselesi değildir; bağımsızlık meselesidir, egemenlik meselesidir, yarının dünyasında var olma meselesidir. Nasıl ki toprağınız, sınırınız, ordunuz varsa; yarın veriniz, algoritmanız, dil modeliniz ve dijital aklınız da sizin olmak zorunda. Başkasının yapay zekâsıyla kendi geleceğinizi inşa edemezsiniz. Şekib Başkan burada önemli bir eksiği teşhis etmiş, adını koymuş ve kamuoyunun önüne taşımış. Teşhis doğruysa tedavi yolu da açılır. Bana göre “Yapay Zekâ Vatanı” sözü, bugünün değil, yarının bağımsızlık cümlesidir. Şekib Avdagiç’i bu bakışından dolayı ayrıca takdir ettim.

  • yorum avatar
    Emre
    24-09-2026 23:23

    Süleyman Ecevit Sanlı… Maşallah, hiç durmuyor; çalıştıkça kendi farkını daha belirgin ortaya koyuyor. Allah nazardan muhafaza etsin. İnşallah çok daha güzel makamlara gelir. Çünkü bazı insanlar makamla değer kazanır, bazıları ise bulunduğu makama değer katar. Süleyman Başkan ikinci gruptan. Tebrik ederim Başkanım.

  • yorum avatar
    Meclis üyesi
    24-09-2026 23:19

    İSO Meclisi’nde Erdal Bahçıvan’ın son konuşmasını ben de salonda dinledim. Konuşma bitti, salon yüksek bir alkışla karşılık verdi. Bu alkışın coşkudan çok vedanın nezaketi olduğu belliydi. Salon kendine yakışanı yaptı. Bahçıvan da 13 yıl boyunca yaptıklarıyla, yapamadıklarıyla, aldığı kararlarla ve bıraktığı izlerle kendi notunu tarihe düştü. Şimdi kürsü sustu, alkış bitti. Bundan sonrası zamana ait. Tarih Erdal Bahçıvan’ı nasıl yazacak, onu göreceğiz.

  • yorum avatar
    Merterli
    24-09-2026 23:16

    Murat Bey, yazılarınızı yakından takip ediyorum. Tebrik ederim; gerçekten güzel bir kaleminiz var. Kimseyi incitmeden, diğer bir ifadeyle dövmeden; gerçeği nezaketle, yer yer ince ince iğneleyerek anlatıyorsunuz. Her Perşembe Tezgâhın Sesi yazılarınızı ilgiyle okuyorum. Kaleminize sağlık, teşekkür ediyorum.

  • yorum avatar
    Hakan C.
    24-09-2026 23:14

    Yüzde 2,3 büyüme güzel rakam. Fakat sanayi aynı dönemde geriye gidiyorsa, yalnız manşete bakıp sevinmek yetmez. Çünkü hizmet büyür, tüketim büyür; bunlar ekonomiyi taşır. Ama üretim zayıflıyorsa ihracat, teknoloji, istihdam ve verimlilik tarafında alarm çalar. Ben olsam büyüme rakamından önce sanayinin neden negatif ayrıştığına bakarım. Çünkü asıl mesele ekonominin büyüyüp büyümediği kadar, neyin büyüdüğüdür.

  • yorum avatar
    Uğur
    24-09-2026 23:11

    MÜSİAD’ın fuar mantığını biraz da kendi içinde sorgulaması gerekiyor. Salon doldurmak, alım heyeti getirmek, protokol gezdirmek elbette organizasyondur; fakat sanayicinin beklediği organizasyon değil, sonuçtur. Burhan Özdemir “kartvizitle sınırlı kalmasın” diyorsa, demek ki tehlikeyi kendisi de görüyor. O hâlde fuar bittikten sonra MÜSİAD çıkıp açıkça söylemeli: Kaç görüşme siparişe döndü, kaç firma yeni müşteri buldu, kaç milyon dolarlık iş bağlantısı kuruldu? Bunlar açıklanmıyorsa geriye stant, ışık, fotoğraf ve iyi hazırlanmış bir basın bülteni kalır. Sanayici bunlarla tezgâh çeviremez. MÜSİAD’ın başarısı fuarı kaç kişinin gezdiğiyle değil, fuardan sonra kaç fabrikanın daha fazla üretmeye başladığıyla ölçülmeli.

  • yorum avatar
    Kerem
    24-09-2026 14:52

    Türk iş insanının Amerika’da yatırım yapmasını tek başına “sermaye kaçışı” diye okumak eksik olur; kritik olan, bu yatırımın Türkiye’nin üretim zinciriyle bağının kopup kopmadığıdır. Eğer üretim, Ar-Ge ve tedarik Türkiye’de kalıyor; Amerika’daki yapı pazara erişim, dağıtım, finansman ve satın alma kabiliyeti sağlıyorsa bu, Türkiye’nin dış ekonomik kapasitesini büyütür. Fakat yatırım Türkiye’den üretim ve istihdam çekiyor, katma değeri de bütünüyle dışarıda bırakıyorsa denge tersine döner. Yani mesele sermayenin sınırı aşması değil, katma değerin hangi ülkede kaldığıdır. Türkiye açısından doğru model, küreselleşen Türk şirketinin merkezini ve üretim omurgasını Türkiye’de tutup dünyada yayılmasıdır.

  • yorum avatar
    Vahap
    24-09-2026 14:50

    Bence mesele 100 milyar dolar hedefinden önce şu soruda düğümleniyor: Kaç Türk şirketi Amerika’da kendi bilançosunu kurabilecek? Çünkü ihracat rakamı bir yıl yükselir, bir yıl düşer; kalıcı ekonomik güç ise orada şirket kuran, finansmana erişen, satın alma yapan ve yerel istihdam oluşturan firmalarla oluşur. TABA-AmCham’ın gerçek ölçüsü de bence burada çıkar: Türk iş insanını Amerika’ya götürmekten çok, Amerika’da oyuncu hâline getirebilmek.

  • yorum avatar
    Fatih
    24-09-2026 11:58

    Dalgakıran “18. kata çıkamayan Meclis üyesi olur mu?” diyor, kartlı geçişi kaldıracağını, iki dönem sınırı getireceğini, eleştiriyi serbest bırakacağını söylüyor; güzel, fakat insanın aklına şu geliyor: Siz de yıllardır o yapının içindeydiniz, 18. kat bugün ortaya çıkmadı, kartlı geçiş dün konmadı, kurum kültürü bir gecede bozulmadı; şimdi “kültürel değişim” diyorsanız bunun en kıymetli tarafı rakibinizi eleştirmeniz değil, geçmişte içinde bulunduğunuz düzenin yanlışlarını da kabul etmenizdir; o yüzden asıl soru Ender Yılmaz kim, Bahçıvan ne yaptı meselesi değil, Adnan Dalgakıran bugün eleştirdiği düzenin neresindeydi ve yarın gerçekten neresini değiştirecek?

  • yorum avatar
    Kürşat
    24-09-2026 11:55

    Bence Dalgakıran’ın burada verdiği asıl mesaj rakip ismi üzerinden değil, kurumun çalışma biçimi üzerinden okunmalı; “18. kata çıkamayan Meclis üyesi” sözü sembolik görünüyor ama aslında ciddi bir yönetim anlayışına işaret ediyor, çünkü temsil makamında olan insanların yönetime erişemediği bir yapıda üyeye yakınlıktan söz etmek zorlaşır; iki dönem sınırı, kartlı geçişin kaldırılması, eleştiriye tahammül ve üyeye “memnun musunuz?” diye sorulması ayrı ayrı küçük başlıklar gibi dursa da yan yana koyunca Dalgakıran’ın asıl itirazının kişiye değil yerleşmiş yöneticilik kültürüne olduğu anlaşılıyor; bir nokta daha önemli: “Biz de oradaydık” demesi, çünkü geçmişin bütün faturasını selefine kesmek kolaydır, kendi payını kabul etmek ise daha kıymetlidir; şimdi mesele şu: Bu söyledikleri seçim cümlesi olarak mı kalacak, yoksa seçilirse 18. kat gerçekten aşağı inecek mi? Selametle…

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.