İHKİB'de Terazi: Tecrübe mi, Hırs mı?
23 Kasım 2025, Pazar 15:53
İHKİB seçime gidiyor.
Masada iki Malatyalı var.
Aynı memleket…
Aynı toprağın evladı…
Ama iki ayrı yol.
Mustafa Paşahan, işin mutfağından gelmiş bir isim.
Atölyenin tozunu yutmuş, ihracat masasında dirsek çürütmüş, krizi de görmüş, çözümü de…
Söylemi sakin.
Adımı ölçülü.
Bu yüzden sektörde “denge” olarak biliniyor.
Dr. Timur Bozdemir ise enerjik, iddialı, sert üsluplu bir profil.
Projesinden önce eleştirisini duyuyorsunuz.
Hırsı yüksek, tonu yüksek, temposu yüksek.
Ama tekstilin bir gerçeği var
Sermaye kavgayı sevmez.
Sektör, huzurun büyüttüğü bir alandır; gürültünün değil.
İhracatçı, rekabeti dışarıda ister, içeride değil.
Bu yüzden soru tam da burada düğümleniyor
İHKİB’i kim taşır?
Sakin tecrübe mi?
Yoksa sert hırs mı?
Delegeler yakında karar verecek.
Ve o karar sadece bir başkanı değil, sektörün yönünü belirleyecek.
3 ARALIK’IN ASIL YARIŞI!
3 Aralık’ta MESİAD sandığa gidiyor.
Üç aday var:
Mevcut Başkan Gürbüz Oruç,
Diğer aday Ömer Kara,
Ve son günlerde saha enerjisiyle dikkat çeken Ufuk Muslu.
Muslu ile yaptığımız uzun röportajda ilginç bir tablo çıktı ortaya.
Yıllardır aynı çizgide yürüyen bir dernek…
Aynı yüzler, aynı alışkanlıklar, aynı daralan çevre…
Muslu’nun yaklaşımı ise başka.
Kapılar kapanmasın, açılsın istiyor.
Dernek birkaç kişinin masası değil,
Bütün Merter’in ortak alanı olsun diyor.
Anlattıkları arasında en dikkat çekeni şu:
Merter’de binlerce esnaf var.
Ancak bu büyük havzanın sesi, yıllar boyunca küçük bir çevrenin içinde tutulmuş.
Muslu tam da burada pozisyon alıyor.
“Bu derneğin nefesini genişletmek zorundayız.” diyor.
“Küçülen değil, büyüyen bir yapı kurmalıyız.”
Bu cümle, seçimin kaderini belirleyecek anahtar gibi duruyor.
Oruç, Kara ve Muslu…
Üç aday, üç farklı anlayış.
Ama Merter’in ihtiyacı belli
Kapanan daireleri açacak,
Yorulan düzeni yenileyecek,
Dernekle saha arasındaki mesafeyi kapatacak bir bakış.
3 Aralık’ta sandığa isimler girecek.
Ama aslında o sandık,
Derneğin gelecekte ne kadar genişleyeceğine karar verecek.
DIŞARI DARALIYOR, İÇERİ SIKIŞIYOR
Ekonominin nabzı bazen Merter’de atar.
Bazen Laleli’de.
Bazen de Şekib Avdagiç’in iki cümlesinde.
“Kur geçişkenliği zayıfladı” dedi mesela.
Hani döviz artar, etiket fırlar ya…
O mekanizmanın artık eskisi kadar çalışmadığını söyledi.
İyi haber mi?
Olabilir.
Ama iyi haberi duyunca kiraların düştüğü bir dükkân var mı?
O ayrı mesele.
Bir başka açıklamasında “Gümrüksüz online alışveriş sınırı kaldırılsın” dedi.
Haklı.
Avrupa kapıyı kapatıyor.
Çin her delikten içeri süzülüyor.
Biz hâlâ “Kargo kaça gider?” diye hesap yapıyoruz.
Sonra finansmana geldi konu.
“KOBİ nefes kredisi kalıcı olsun” dedi.
Ne demek bu?
Esnaf yürüyor ama nefesi yok.
İhracatçı koşmak istiyor ama zeminde çukur var.
Asgari ücret, faiz, maliyet…
Her başlık başka bir yangın zaten.
Bir de e-ticaretin dış duvarları yükseliyor.
Dünya paylaşıyor, biz seyredersek paylaşım dışı kalacağız.
Şekib Avdagiç’in cümlelerine dikkat ediyorum,
Hepsi aynı noktaya dönüyor
Türkiye üretmeden var olamaz.
Bu kadar net.
Bu kadar yalın.
Bu kadar orta yerinden gerçek.
Dışarı daralıyor.
İçeri sıkışıyor.
Teselli arıyorsak, tek yer belli
Verimlilik… Rekabet… Üretim…
Geri kalan her şey
İstatistik…
Süs…
Manşet…
Gerçek ise şu
Dünya hızlanırken
Biz yavaşlama lüksüne sahip değiliz.
MİAD’IN UZUN KOŞUCUSU
MİAD geçenlerde 16. genel kurulunu yaptı.
Ve sonuç hiç sürpriz olmadı.
Yunus Akdaş yeniden başkan.
Yirmi dört yıldır sürdürdüğü nöbetine devam ediyor.
Dışarıdan bakan için “Malatyalı İş İnsanları Derneği” belki sadece bir isim.
Ama içeriden bilen için MİAD,
Malatya sınırlarını çoktan aşmış bir akıl kulübü…
Şirketlerin, markaların, sektörlerin omuz omuza durduğu bir platform…
Türkiye’nin dört bir yanını birbirine bağlayan bir iş ağı…
Akdaş’ın farkı da burada.
Gösterişsiz, sakin, istikrarlı bir liderlik…
Koltuktan güç alan değil, koltuğa güç veren bir duruş…
Aynı masada oturmayan insanları aynı hedefe toplama becerisi…
MİAD bugün hâlâ ayaktaysa,
Hâlâ saygınsa,
Hâlâ iş dünyasının radarındaysa…
Bu, iki on yılı aşan bir emeğin sonucu.
Akdaş şimdi yeni döneme hazırlanıyor.
Kırmadan, dökmeden, kavga büyütmeden…
Aynı çizgide, aynı kararlılıkla…
Malatya için kurulan bir dernek,
Bugün Türkiye’de birçok kapıyı açıyorsa,
Bu yolun ilk taşı, o yirmi iki yıl önce kondu demektir.
Ve görünen o ki
Bu koşunun daha bitmesine çok var.
Kalın sağlıcakla
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.


Yorumlar
Osman Öztürk
24-11-2025 09:17“Statükoculuk” mevcut düzeni, alışılmış yöntemleri ve mevcut konfor alanını sorgulamadan koruma eğilimidir. Bu durumun zararları şöyle özetlenebilir:1. Gelişim ve Yenilikten UzaklaşmaStatükocu yaklaşımlar değişimi risk olarak görür. Bu da:•Yeni fırsatların kaçırılmasına,•Teknoloji ve trendlerin gerisinde kalmaya,•Rekabet avantajının kaybedilmesine yol açar.2. Yaratıcılığın KörelmesiSürekli aynı şeyleri yapmak, farklı düşünme ve sorunlara yeni çözümler bulma becerisini azaltır. Özellikle iş hayatında ekiplerin motivasyonunu düşürür.3. Krizlere Uyum SağlayamamaStatükocu yapılar ani değişimlere karşı kırılgandır.•Ekonomik dalgalanmalar,•Piyasa değişimleri,•Toplumsal dönüşümler karşısında hazırlıksız yakalanırlar.4. Verimsizlik ve Çöküş RiskiEski yöntemleri körü körüne sürdürmek çoğu zaman verimsizliğe yol açar. Zamanla:•Maliyet artar,•Kalite düşer,•Sürdürülebilirlik zarar görür.5. Kişisel Hayatta TıkanmışlıkBireysel anlamda statükocu olmak:•Yeni beceriler edinmeyi engeller,•Kişiyi konfor alanına hapseder,•Kariyer gelişimini sınırlar,•Hayat doyumunu azaltabilir.6. Toplumsal Gelişimi EngellemeToplumlar için statükoculuk:•Reformların gecikmesine,•Adalet mekanizmalarının yavaşlamasına,•Sosyal eşitsizliklerin sürmesine sebep olabilir.
Hakkı Bilir
23-11-2025 23:09Mesiad sadece seçim ve aidat için hatırlanan üyeler artık yeter diyecektir.
İlhan Erkoç
23-11-2025 18:58Makro pencereden bakınca, Avdagiç’in çıkışları aslında iş dünyasının sabrının tükenmek üzere olduğunu gösteriyor. Kur geçişkenliği azalıyor ama enflasyon hâlâ çift haneli. Bu, maliyetlerin yapışkan hâle geldiği anlamına gelir. KOBİ kredisi kalıcı olmalı çünkü ekonominin yükünü büyük şirketler değil, KOBİ’ler taşır. Sürdürülebilirlik, dijitalleşme, dış rekabet… Hepsi konuşuluyor ama işletmenin elektrik faturası ödenemiyorsa bu başlıkların bir anlamı kalmıyor.
Özgür Nayman
23-11-2025 17:11Yunus Akdaş’ın liderliği yönetim bilimi açısından “kararlı istikrar” örneğidir. 22 yıl aynı yapıyı taşımak kolay değildir. Fakat burada kritik soru şu: İstikrar mı derneği büyüttü, yoksa dernek mi istikrara mecbur kaldı? MİAD’ın Türkiye’de güçlü bir ağ oluşturduğu doğru ama bu ağın gençleşme ihtiyacı da ortada. Akdaş’ın sakin tarzı saygı uyandırıyor fakat yeni dönemde MİAD’ın daha fazla inovasyon ve dinamizm göstermesi şart.
Ekrem Canel
23-11-2025 16:58Bizim dükkân Laleli’de. Kur artsa dert, artmasa dert. Avdagiç doğru söylüyor: Kur geçişkenliği azaldı ama bu bizim kirayı düşürmüyor ki! Çin’den gelen ürünün fiyatı bizden düşük olunca müşteri Çin’e kayıyor. E-ticarette “gümrüksüz sınır kalksın” demesi çok yerinde. Çünkü Çin’i dizginlemeden Türk üreticisi nefes alamaz. KOBİ kredilerinin kalıcı olması ise artık şart. Bankaya gidince teminat isteniyor, teminat verince limit düşük çıkıyor. Esnaf olarak biz tıkanmış durumdayız.
Prof. Cemal Ergin
23-11-2025 16:33Şekip Avdagiç’in “kur geçişkenliği zayıfladı” tespiti, Türkiye’de 2021 sonrası değişen fiyatlama davranışlarının akademik karşılığıdır. Ancak sahaya baktığımızda, maliyetlerin hâlâ yüksek seyrettiğini görüyoruz. Kira, enerji ve işçilik maliyetleri kurdan bağımsız bir şekilde artıyor. Yani teorik iyi haber, pratikte esnafın derdine tam çare olmuyor. Asıl kritik cümlesi ise “KOBİ nefes kredisi kalıcı olmalı.” Bu, ekonominin temel sorununun likidite sıkışıklığı olduğunu açıkça gösteriyor. Türkiye ekonomisi üretimle döner ama üretimin finansmanı yoksa işletme durur. Avdagiç’in açıklamalarının, ekonomi yönetimine mesaj içerdiğini düşünüyorum.
Gökhan Merterli
23-11-2025 16:24Merter esnafı olarak yıllardır aynı yüzleri görmekten sıkıldık. Bu bir saygısızlık değil; değişim ihtiyacının doğal bir yansıması. Gürbüz Oruç’un sakin liderliği bazı dönemlerde işe yaradı fakat artık tıkanmış bir yapı var. Ömer Kara daha teknik konuşuyor ama sahadaki insanın gündemi teknik değil: Aidat, kira, tahsilat, polis denetimi, tedarik baskısı. Ufuk Muslu’nun öne çıkmasının sebebi “ben bu yapıyı açacağım” demesi. Bu söylem yıllardır duyduğumuz en net cümle. Merter’de binlerce esnaf var; ses çıkaran hep aynı 30 kişi. Bu denge değişmezse Merter küçülmeye devam eder.
Erdal Sürmeli
23-11-2025 16:19İHKİB seçiminde asıl mesele kişilerin karakterinden ziyade, sektöre hangi yönetim modelini getirecekleri. Mustafa Paşahan’ın sakin dili esnaf için güven veren bir zemin oluşturuyor, çünkü tekstilin doğasında “sükûnet” var. Hammadde tedarikinden vade zincirine kadar tüm süreç zaten yeterince stresli. Fakat şu da bir gerçek: Sektörün kronikleşmiş sorunları artık makul yönetimle değil, hızlı refleks veren liderlikle çözülebilir. Dr. Timur Bozdemir’in hırslı tavrı bazılarına agresif gelebilir ama rekabetin hızlandığı bir dünyada bu enerjiye de ihtiyaç var. Bence mesele kişilik çatışması değil; İHKİB’in bundan sonra nasıl bir dinamizm istediği. İhracat 40 milyar dolara sıkışmışken, sükûnet mi taşır, yoksa iddia mı? Delegeler buna karar verecek.
S Yalçın.
23-11-2025 16:13İHKİB seçimindeki Paşahan–Bozdemir ikilemi aslında sektörün tam kalbini anlatıyor. Biri istikrarı temsil ediyor, diğeri agresif büyümeyi. Fakat asıl mesele şu: Türkiye’de ihracatçı artık ne sessiz bir tecrübeye ne de tek başına hırsa teslim olabilecek durumda. Kur baskısı, sipariş daralması, lojistik maliyetleri derken esnaf nefes alamıyor. Bu tabloda Merter’deki MESİAD seçimi de önem kazanıyor; çünkü oradaki yönetim biçimi sahayı doğrudan etkiliyor. Ufuk Muslu’nun “genişleme” fikri kulağa hoş geliyor ama sürdürülebilir mi, orası tartışılır. Öte yandan Şekip Avdagiç’in “kur geçişkenliği zayıfladı” uyarısı bence yazının en kritik cümlesi. Çünkü bu, fiyatlama davranışlarının tamamen değiştiğini gösteriyor. MİAD’ın 22 yıllık istikrarlı modeli de burada bir karşı örnek olarak duruyor. Yani aynı anda hem tecrübenin hem değişimin konuşulduğu enteresan bir denklem içindeyiz. Asıl soru: Bu dört başlık birbirini nasıl etkileyecek?