İstanbul
04 Eylül, 2026, Cuma
  • DOLAR
    27.04
  • EURO
    29.77
  • ALTIN
    1668.5
  • BIST
    7424.96
  • BTC
    29384.05$

Erdal Bahçıvan Aday Olmayacak!

03 Eylül 2026, Perşembe 09:05
Erdal Bahçıvan Aday Olmayacak!

İSO’da hesabı herkes 2022’den açıyordu.

Erdal Bahçıvan:
74.
Adnan Dalgakıran:
56.

Aradan dört yıl geçti.

Bu defa Dalgakıran beklemedi.

Sahaya erken indi.

Bahçıvan’ın yeniden aday olacağına ise neredeyse kesin gözüyle bakılıyordu.

Derken…

Ender Yılmaz çıktı.

İSO’nun mevcut Meclis Başkanı, Yönetim Kurulu Başkanlığına adaylığını açıkladı.

Buradan sonrası resmî açıklama değil.

Kulis.

Hem de güçlü kulis.

Aldığım bilgi net:

Erdal Bahçıvan aday olmayacak.

Ender Yılmaz’ı destekleyecek.

Sebep?

Orası biraz karışık.

“On üç yıl yeter” diyen var.

“Dalgakıran sahayı erken tuttu” diyen var.

“Seçim hesabını gördü” diyen de.

İSO koridorlarında daha ağır bir ihtimal de konuşuluyor:

Kararın yalnız sandık hesabıyla alınmadığı…

Bahçıvan’ın önüne seçimden önce başka bir hesabın konulduğu söyleniyor.

Doğru mudur?

Bugün elimde bunu belgeleyen bir evrak yok.

O yüzden kulisi kulis olarak yazıyorum.

Ama iş dünyasında her mesaj yazıyla gelmez.

Bazen telefon çalmaz.

Tebligat çıkmaz.

Kimse açık açık bir şey söylemez.

Mesaj yerine ulaşır.

Muhatap da ne denildiğini anlar.

Şimdilik bildiğimiz şu:

2022’nin rövanşı beklenirken Dalgakıran’ın karşısındaki isim değişiyor.

Bahçıvan’ın koltuğuna artık Ender Yılmaz talip.

Fakat Bahçıvan adaylıktan çekilse de seçimden çekilmiş sayılmaz.

Çünkü koltuğa oturmayabilirsiniz…

Kimin oturacağını etkilemeye devam edebilirsiniz.

Bahçıvan’ın bundan sonraki ağırlığı da tam burada ölçülecek.

Koltuğu bırakıyor olabilir.

Sandığı henüz bırakmış görünmüyor.

KOLTUKTAN ÖNCE İSO’NUN İŞİ!

Adnan Dalgakıran’ın İSO’ya itirazı koltuktan başlamıyor.

İşleyişten başlıyor.

Kur baskılı.

Faiz yüksek.

Finansman pahalı.

Maliyet ağır.

Bunları sanayici biliyor.

Esnaf biliyor.

Sokağa çıkıp ilk dükkâna sorsanız o da biliyor.

20–25 milyon dolarlık bütçesi olan bir kurumun işi, herkesin bildiği sıkıntıları tekrar tekrar kürsüden okumak olamaz.

Hastalığı biliyoruz.

İSO’dan reçete bekleniyor.

Dalgakıran’ın tarif ettiği oda daha hızlı olacak.

Takip edecek.

Sonuç isteyecek.

Sanayicinin dosyası koridorlarda yaşlanmayacak.

Doğru makama ulaşacak.

“İlettik.”

denilip kenara bırakılmayacak.

Sonucu sorulacak.

Çünkü sanayiciyi dinlemek elbette kıymetli.

Ama yalnız dinlemekle iş bitmiyor.

Kahvede de dinliyorlar.

Odanın farkı, kapı açmasıdır.

Dalgakıran’ın bir başka itirazı da iş dünyasının kendi içine.

Ankara’ya dönüp:

“Verimsizsin.”

demek kolay.

Peki odalar?

Birlikler?

Meslek örgütleri?

Onların verimliliğini kim ölçecek?

Dalgakıran burada iğneyi önce kendi tarafına batırıyor.

Kurumunu düzelt.

İşleyişini hızlandır.

Üyene ne kattığını ölç.

Sonra Ankara’nın karşısına geç.

Çünkü başkasına tuttuğun aynada…

Kendi yüzün de görünür.

Bu yüzden adaylığını sıradan bir koltuk değişikliğinden daha geniş tarif ediyor.

İSO’nun A’dan Z’ye yeniden ele alınmasını istiyor.

Sanayici de zaten nutuk aramıyor.

Sonuç arıyor.

Dosyası nereye gitti?

Kim takip etti?

Ne çözüldü?

Bunu bilmek istiyor.

Dalgakıran’ın iddiası da burada:

Başkan olmak kadar, İSO’nun çalışma biçimini değiştirmek.

İSO MECLİSİ’NDE SES ÇOK… AYAR LAZIM!

İSO’da gözler Yönetim Kurulu Başkanlığı yarışında.

Ama odada bir koltuk daha var.

Meclis Başkanlığı.

130 sanayici.

Onlarca sektör.

Birbirinden ayrı beklentiler.

Hesaplar.

İtirazlar.

Böyle bir Meclis’i yönetmek, yalnız gündemi açıp kapatmakla olmuyor.

Ayar tutturmak gerekiyor.

Mustafa Tecdelioğlu’nun geçmişine bakınca o masaya yabancı olmadığı görülüyor.

Dört dönemdir İSO Meclisi’nde.

Dört dönemdir Çelik İhracatçıları Birliği yönetiminde.

BESİAD’ın kurucu isimlerinden.

Yıllarca başkanlığını yapmış.

MAKFED’de görev almış.

MATİL’de bulunmuş.

Çetin Cıvata’nın başında.

Fabrikayı biliyor.

İhracatı biliyor.

Sektör örgütlerini biliyor.

Federasyon tecrübesi var.

İSO’nun koridorlarını da yıllardır tanıyor.

Kısacası…

Masanın başını da biliyor, etrafındaki sandalyeleri de.

Meclis Başkanlığı biraz denge işidir.

Fazla konuşursanız yorarsınız.

Dinlemezseniz koparırsınız.

Bir tarafa fazla yaklaşırsanız öbür tarafın mesafesi açılır.

130 sanayiciyi aynı fikirde buluşturmak zaten mümkün değil.

İş, farklı fikirleri aynı masadan kaldırmadan yönetebilmekte.

Tecdelioğlu’nun profili de buna yakın duruyor.

Sakin.

Ölçülü.

Mütevazı.

Toparlayıcı.

Sanayinin farklı damarlarında dolaşmış bir tecrübesi var.

Yönetim Kurulu Başkanlığında göz icraata döner.

Meclis Başkanlığında başka meziyetler aranır.

Bazen konuşmak kadar dinlemek…

Öne çıkmak kadar geri durmak…

Söz almak kadar…

Söz vermek kıymetlidir.

İSO Meclisi’nde ses sıkıntısı yok.

130 ayrı yerden geliyor zaten.

Yeni dönemde ihtiyaç daha yüksek ses değil.

O seslerden ahenk çıkarabilmek.

Tecdelioğlu seçilirse koltuğa oturacak.

Asıl sınav ondan sonra başlayacak:

130 sandalyeyi aynı masada tutabilecek mi?

FUAR BİTTİ… ŞİMDİ KASAYA BAKALIM!

IFCO bitti.

Işıklar söndü.

Stantlar toplandı.

Misafirler dağıldı.

Şimdi kasaya bakma zamanı.

Şubat’ta 29 bin 746 ziyaretçi gelmişti.

Ağustos’ta:

12 bin 550.

İlk bakışta ciddi düşüş.

Fakat gelenlerin pasaportuna bakınca başka bir ayrıntı çıkıyor.

117 ülke.

4 bin 525 yabancı profesyonel.

Toplam ziyaretçinin yüzde 36’sı.

İHKİB Başkanı Mustafa Paşahan için şimdi turnikeden çok sipariş defteri önemli.

Çünkü hazır giyimin kalabalıktan ziyade…

Müşteriye ihtiyacı var.

117 ülkeden insanı İstanbul’a getirmişsiniz.

Üreticiyle buluşturmuşsunuz.

Koleksiyonu göstermişsiniz.

Teması kurmuşsunuz.

Güzel.

Peki sonra?

Kaçı sipariş verdi?

Kaçı yeniden gelecek?

Kaçı Türk markasını kendi ülkesine taşıyacak?

Kaçı fabrikaya yeni iş bırakacak?

Çünkü ziyaretçi sayısını turnike verir.

Fuarın değerini sipariş verir.

2027’de Ağustos fuarının Eylül’e taşınacak olması da boşuna görünmüyor.

Paşahan belli ki takvimi de hesaba katmış.

Doğrusu bu.

Hazır giyim üç yıldır pazar kaybederken yalnız:

“Fuarımız güzel geçti.”

demek sektörü doyurmuyor.

Güzel geçsin.

Kalabalık olsun.

Yabancı gelsin.

Markalar görülsün.

Ama sonunda tezgâh dönsün.

Çünkü ışık söner.

Stant kalkar.

Misafir uçağına biner.

Fotoğraflar sosyal medyada kalır.

Sanayicinin önünde ise tek soru durur:

Bu fuar bana kaç günlük iş bıraktı?

UCUZLUK GİTTİ, COĞRAFYA KALDI!

Bir zamanlar Türkiye’nin ihracat formülü fazla karışık değildi.

Avrupa’ya yakındık.

İşçilik ucuzdu.

Üretmeyi biliyorduk.

Malı yapıyor…

Tıra yüklüyor…

Müşteriye gönderiyorduk.

Sonra hesabın dengesi bozuldu.

İşçilik yükseldi.

Enerji pahalandı.

Finansman ağırlaştı.

Kur maliyetin gerisinde kaldı.

Yıllarca kullandığımız fiyat avantajı aşındı.

Şekib Avdagiç şimdi başka bir koza dikkat çekiyor:

Coğrafya.

Çünkü küresel ticaretin alıcısı da eskisi gibi düşünmüyor.

Fiyata bakıyor.

Ama teslim süresini de soruyor.

Mesafeyi hesaba katıyor.

Tedarikçinin güvenilirliğini ölçüyor.

Pandemi bunu öğretti.

Bir anda zincirler koptu.

Savaşlar ticaret yollarını değiştirdi.

Dün haritada gördüğümüz jeopolitik risk…

Bugün şirketin maliyet tablosuna girdi.

Dolayısıyla dünyanın öbür ucunda birkaç dolar daha ucuz üretmek her zaman avantaj sağlamıyor.

Mal ucuz olabilir.

Ama geç geliyorsa?

Stok tutturuyorsa?

Sipariş riske giriyorsa?

Ucuzluğun hesabı değişiyor.

Türkiye’nin önünde yeni oyun da burada kurulabilir.

Avrupa’ya yakınız.

Üretim kültürümüz var.

Sanayi altyapımız var.

Lojistik kabiliyetimiz güçlü.

Siparişi daha kısa sürede teslim edebiliyoruz.

Bunları “Türkiye’nin coğrafi konumu çok önemli” diye kürsülerde anlatmanın ticarete faydası yok.

Haritayı faturaya çevirmek gerekiyor.

Dün işçilik maliyetiyle yarışıyorduk.

Bugün müşteriye başka bir paket sunacağız:

Yakınlık.

Hız.

Güven.

Çin daha ucuza üretebilir.

Bangladeş işçilikte daha aşağıda kalabilir.

Türkiye’nin cevabı fiyatı taklit etmek yerine kendi üstünlüğünü satmak olmalı.

Avrupa kapının önünde.

İşçilik pahalandı.

Enerji pahalandı.

Finansman pahalandı.

Eski avantajlarımızın bir kısmı gitti.

Ama elimizde hâlâ bir şey var:

Coğrafyamıza henüz zam gelmedi.

TEZGÂHIN SESİ

Bu hafta İSO’da denklem değişti.

İSO değişim istedi.

Meclis ahenk aradı.

Fuar müşteri aradı.

Türkiye yeni avantajını aradı.

Hepsinin hesabı başka.

Tezgâhın hesabı tek:

Koltuk değişir.

Fuar biter.

Rekabet şartları dönüşür.

Geride tek soru kalır:

Tezgâha ne bıraktın?

Bereketle kalın…

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.