74 Oyun Sahibi Kim?
10 Eylül 2026, Perşembe 09:18
2022.
Erdal Bahçıvan:
74.
Adnan Dalgakıran:
56.
Fark:
18 oy.
Rahat görünüyordu.
Sandığa yaklaşınca tablo başka.
Dokuz sandalye el değiştirir…
65–65.
Bir tane daha kayar…
Başkanlık gider.
Demek ki 18 oy fark, aslında 10 sandalyelik bir dengeye dayanıyormuş.
Şimdi takvim 2026.
26 Ekim’de İSO yeniden sandığa gidiyor.
Bahçıvan yarıştan çekildi.
Yerine Ender Yılmaz sahada.
Adnan Dalgakıran ise dört yıldır bugünü bekliyor.
Eski sonuca bakıp:
“Bahçıvan’ın 74 oyu kime gider?”
diye sormak mümkün.
Fakat o rakamın tapusu kimsenin cebinde değil.
Meclis üyeleri de yeniden seçilecek.
Bazı isimler yerini koruyacak.
Yeni yüzler girecek.
Meslek gruplarındaki ağırlıklar farklılaşacak.
Kimi ittifak sürecek.
Kimi sandıkta çözülecek.
Dolayısıyla Ender Yılmaz’ın hanesine peşinen yazılacak 74 oy bulunmuyor.
Bahçıvan’dan kalan başka bir şey var:
İlişki.
Ağırlık.
Denge.
Yılların kurduğu temas.
Miras oy değil, oyu üreten düzen.
Yılmaz bunu ne kadar taşıyabilecek?
Dalgakıran dört yılda ne kadar alan açtı?
Seçimin düğümü burada.
İSO’da milyonlar konuşulur.
İhracat rakamları sıralanır.
Yatırımlar anlatılır.
Vizyon çizilir.
Sandık açıldığında ise…
On sandalye konuşur.

FİYAT İSTİKRARI TAMAM… REKABET NEREDE?
Mustafa Gültepe yeni bir kavram kullanıyor:
Rekabet istikrarı.
Enflasyon düşsün.
Faiz gevşesin.
Kur dengeye gelsin.
Eyvallah.
İhracatçının sorusu daha kısa:
Ben o güne kadar neyle yarışacağım?
İşçilik yükseliyor.
Finansman pahalı.
Girdiler önden gidiyor.
Kur geriden takip ediyor.
Üreticiden de ihracatı artırması bekleniyor.
Adam malını satıyor zaten.
Maliyetini kime satacak?
Dünya beklemiyor.
Türkiye pahalı geldiyse rota değişiyor.
Bangladeş.
Vietnam.
Mısır.
Sipariş, avantajı nerede görürse oraya kayıyor.
İçeride fiyatları dizginlerken dışarıdaki müşteriyi rakibe kaptırırsanız, tablo düzelirken payınız küçülebilir.
Enflasyon iner.
Faiz gevşer.
Kur makul seviyeye gelir.
Peki müşteri?
Başka tedarikçiye alıştıysa dönüş zor.
Giderken vedalaşmaz.
Siparişi sessizce keser.
Geri döndüğünde pazarlık başka yerden başlar.
Fiyat istikrarı kıymetli.
Fakat ihracatçı o noktaya ulaşana kadar müşterisini yitiriyorsa…
istikrar geliyor, pazar gidiyor.
.jpeg)
DERDİMİZ VAR… TEZGÂH DURMUYOR!
Tekstilcinin derdi çok.
Kur.
Faiz.
İşçilik.
Enerji.
Finansman.
Texhibition İstanbul’un kapısından girince sektörün gündemi değişiyor:
Üretmeye devam.
Yaklaşık 500 firma.
125 ülke.
25 binin üzerinde profesyonel ziyaretçi hedefi.
Bir yanda üç yıldır zorlanan rekabet gücü.
Karşısında koleksiyonunu dünyaya sunan Türk tekstilcisi.
Şekib Avdagiç tabloyu güzel özetledi:
“Sorunlarımız var ama sorunlarımızın esiri değiliz.”
Tekstilci sabah işletmesini açıp enflasyon raporunun düzelmesini bekleyemez.
Kumaşı hazırlayacak.
Koleksiyonu çıkaracak.
Numuneyi yetiştirecek.
Teması kuracak.
Fiyatı tutturacak.
Teslimatı yapacak.
Ticaretin huyu bu.
Derdinizi ne kadar iyi anlattığınıza bakmıyor.
Malı ne kadar iyi sattığınıza bakıyor.
Texhibition’ın kıymeti de burada.
Sektör bütün sıkıntısına rağmen dünyanın karşısında.
Yorgunluk yüzlerde.
Maliyet bilançoda.
Kur can sıkıyor.
Tezgâh ise dönüyor.
Sanayicilik biraz da bunu gerektiriyor.
Dertle masaya oturup…
siparişle kalkmak.
Çünkü sektörü ayakta tutan, sorunların azlığı değil.
Sipariş defterinin boş kalmaması.
.jpeg)
PARA VAR DİYE FABRİKA KURULMAZ!
Biz yatırım deyince çabuk heyecanlanıyoruz.
Para bulundu mu…
Arsa.
Makine.
Bina.
Baca.
Sonra soruyoruz:
Kim alacak?
Burhan Özdemir tam buraya itiraz ediyor.
Bazı sektörlerde kapasite zaten yüksek.
Talep belli.
Pazarın sınırı ortada.
Buna rağmen benzer ürünü çıkaracak yeni tesislerin sayısı artıyor.
Bazen yatırım yapmıyoruz.
Mevcut kapasiteyi çoğaltıyoruz.
Neticede aynı talebin peşine daha fazla üretici düşüyor.
Hatlar boş kalıyor.
Verim geriliyor.
Sermaye yoruluyor.
Devlet destek sağlıyor.
Banka kredi açıyor.
Arsa bulunuyor.
Üretim hattı devreye giriyor.
Ama talep büyümemiş.
Hesap bacayı dikmeden önce yapılmalı.
Kim satın alacak?
Ne kadar tüketecek?
Rakip kaç tane?
Sizin farkınız ne?
Piyasada gerçekten boşluk var mı?
Para pahalı.
Yanlış yatırım daha pahalı.
Türkiye’nin ölçüsü de değişmeli.
Kaç yeni tesis açtık?
Tek başına yetmez.
O kapasiteye ne kadar iş çıkardık?
Bina yatırım sayılır.
Makine sermaye sayılır.
Ticareti ise talep belirler.
Tesisi teşvik kurdurabilir.
Siparişi teşvik belgesi vermez.
SANAYİ GENÇLERİ Mİ KAÇIRIYOR?
Sanayicinin ortak şikâyeti:
“Genç bulamıyoruz.”
Madende eleman sıkıntısı var.
Ağır sanayide usta azalıyor.
Teknik personel aranıyor.
Teşhis hazır:
“Z kuşağı çalışmıyor.”
Şimdi kapının öbür tarafına geçelim.
Vardiya ağır.
Şartlar zor.
Kariyer yolu bulanık.
Gelecek vaadi zayıf.
Karşısında bambaşka seçenekler duruyor:
Uzaktan çalışma.
Esnek saat.
Yeni meslekler.
Kendisini geliştirebileceği alanlar.
Biz ise hâlâ:
“Sabah sekizde vardiya.”
diyoruz.
Ardından aynı soru geliyor:
Niye gelmedi?
Üretim hattına robot giriyor.
Yapay zekâ şirketlerin gündeminde.
Endüstri 4.0 sunumların başköşesinde.
Çalışma kültürü ise bu hıza yetişemiyor.
Teknolojiyi yenileyip çalışma düzenini eski bırakırsanız genç gelmez.
Yeni kuşak yalnız ücret sormuyor.
“Burada ne öğrenirim?”
“Nereye yükselirim?”
“Beş yıl sonra ne olurum?”
diye düşünüyor.
İşveren tarafında ise hâlâ:
“İşe girsin, gerisine bakarız.”
anlayışına rastlanıyor.
Olmuyor.
Bir genci işe almak mümkün.
Ustalaştırmak…
Meslek kazandırmak…
Üretim kültürüne bağlamak…
yıllar ister.
Türkiye’nin sanayi geleceği yeni ekipmanla kurulabilir.
Fakat onu taşıyacak insan yetişmezse o yatırımın bir tarafı eksik kalır.
Gençleri suçlamak en kısa yol.
Doğrusu, sanayiyi onlar için yeniden cazip hâle getirmek.
TEZGÂHIN SESİ
Bu hafta oy konuştuk.
Rekabeti tarttık.
Siparişi ölçtük.
Yatırımı sorguladık.
Genci dinledik.
Her başlığın terazisi ayrı.
Tezgâhın hükmü kısa:
Oy, güven ister.
İhracat, rekabet.
Yatırım, akıl.
Sanayi, insan.
Bunlardan biri eksilirse rakam yine çıkar.
Baca tüter.
Çark döner.
Ama bereket azalır.
Çünkü günün sonunda hesabı rakam değil…
tezgâh verir.
Bereketle kalın…


Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.