© TEK STİL DERGİ

Murat ÇETİN / Kumaş Yanıyor, Herkes Kravat Düzeltiyor

Murat ÇETİN yazdı.

Türkiye’de bazı sektörler vardır.

Sadece üretmez.

Memleket taşır.

Hazır giyim onlardan biri.

İhracat yapar.
Kadın istihdamı sağlar.
Anadolu’ya fabrika götürür.
Şehre ekmek bırakır.
Kasabaya umut bırakır.
Atölyeye ışık bırakır.

Ama ne zaman bu sektör konuşulsa, herkes büyük laflar eder.
“Katma değer…”
“Markalaşma…”
“Dönüşüm…”
“Yeni pazarlar…”

Güzel.

Peki içeride ne var?

Maliyet var.
Faiz var.
Enflasyon var.
Kur baskısı var.
Sipariş kaybı var.
İstihdam erimesi var.
Vize duvarı var.
Finansmana erişemeyen KOBİ var.

Yani vitrinde ceket duruyor.
Ama içeride düğme kopmuş.

Mustafa Paşahan’la yaptığımız röportaj tam da bu yüzden sıradan bir seçim söyleşisi olmadı.

Çünkü mesele koltuk değil.
Mesele kumaşın ateş alması.

Adam rakam koyuyor önüne.
Üç yılda maliyet artmış.
Enflasyon yürümüş.
Faiz şişmiş.
Kur geride kalmış.
İhracat düşmüş.
İthalat artmış.
İstihdam gitmiş.

Sonra dönüp soruyor:
Bu kadar hızlı, bu kadar esnek, bu kadar Avrupa’ya yakın bir sektör nasıl oldu da nefes nefese kaldı?

Asıl soru bu.

Bir de şu var.

Türkiye’de herkes konuşuyor.
Bilen de konuşuyor.
Bilmeyen de konuşuyor.
Sektörün içinden geçen de konuşuyor.
Sektörün önünden bile geçmeyen de konuşuyor.

Ama işin mutfağında olanın cümlesi başka olur.

Çünkü o, tabloyu sunumdan değil, sipariş fişinden okur.
Krizi rapordan değil, kapanan üretim bandından anlar.
Daralmayı grafikten değil, eksilen vardiyadan görür.

Paşahan’ın röportajında tam da bu var.

Hazır giyimin niye tökezlediğini anlatıyor.
Niye hâlâ ayağa kalkabilecek güçte olduğunu anlatıyor.
Niye bu sektörün kaybedilmemesi gerektiğini anlatıyor.
Niye birkaç “ufak dokunuş” denilen meselenin aslında yüz binlerce insanın ekmeği olduğunu anlatıyor.

Bir yerde Avrupa var.
Bir yerde Amerika var.
Bir yerde Orta Doğu var.
Bir yerde fuarlar var.
Ticaret heyetleri var.
Dijital dönüşüm var.
Moda akademisi var.
Model fabrika var.
Ecotex var.

Ama en dikkat çekici yer başka.

Şurası.

Türkiye’de ihracatçı malını gönderiyor.
Ama kendisi müşterisine gidemiyor.

Yeşil pasaport meselesi orada başlıyor.
Vize meselesi orada büyüyor.
Yani kumaşı satıyorsun ama kapıyı geçemiyorsun.

Daha da beteri ne biliyor musunuz?

Bu kadar ağır tabloya rağmen hâlâ bazıları meseleyi kavga sanıyor.
Sektör kan kaybediyor, onlar cümle parlatıyor.
Atölye zorlanıyor, onlar pozisyon ayarlıyor.
Fabrika sipariş bekliyor, onlar laf büyütüyor.

Oysa mesele çok net.

Türkiye üretim ülkesi mi olacak?
Yoksa ithalat tabelası mı asacak?

KOBİ ayakta mı kalacak?
Yoksa sadece büyük oyuncuların konuştuğu bir düzen mi kurulacak?

Genç iş gücü yeniden üretime dönecek mi?
Yoksa bu sektör “bir zamanlar vardı” denilen eski fotoğraflara mı karışacak?

İşte biz bu röportajda tam bunları sorduk.

Maliyeti sorduk.
Faizi sorduk.
Kuru sorduk.
Sipariş kaybını sorduk.
Avrupa’yı sorduk.
Amerika’yı sorduk.
İthalatı sorduk.
KOBİ’yi sorduk.
İstihdamı sorduk.
Yeşil pasaportu sorduk.

Slogan değil.
Süs değil.
Yuvarlak cümle hiç değil.

Doğrudan, sert, çıplak sorular.

Çünkü tekstil dünyası şu anda alkış değil, cevap istiyor.

Ve görünen o ki, bu röportajda çok konuşulacak cümleler var.

Bazısı Ankara’ya gider.
Bazısı ihracatçının masasına oturur.
Bazısı da seçimin gürültüsünü aşar, doğrudan sektörün kalbine dokunur.

...

YAZININ DEVAMI BURADA

 

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER