Arif Karaca: Güçlü Aile Bağları Şirketi Koruyor
EkonomiAile geleneğinin korunmasının şirketlerin başarısına doğrudan etki ettiğini belirten Karaca Grup Yönetim Kurulu Başkanı Arif Karaca, “Biz aile olarak haftada bir gün mutlaka bir araya geliyoruz. O gün bizim için aile günü. Problemler varsa konuşuyoruz, çözülmesi gereken meseleleri çözüyoruz” dedi. Aile bireylerinin haftada bir gün mutlaka bir araya geldiğini anlatan Karaca, “Bir aile bireyine ihtar edilmesi gereken bir şey varsa onu da konuşuyoruz. Aslında orası bizim işlerimizi evimizde konuştuğumuz yer” diye konuştu.
Türkiye’nin önde gelen şirketlerinden Karaca Grup, başarısını aile bağlarına borçlu. Gazeteci Murat Çetin’e açıklamalarda bulunan şirketin Yönetim Kurulu Başkanı Arif Karaca, aile olarak haftada bir gün mutlaka bir araya geldiklerini söyledi. O günü aile günü ilan ettiklerini anlatan Karaca, “Problemler varsa konuşuyoruz, çözülmesi gereken meseleleri çözüyoruz. Bir aile bireyine ihtar edilmesi gereken bir şey varsa onu da konuşuyoruz. Aslında orası bizim işlerimizi evimizde konuştuğumuz yer” diye konuştu.
HAFTADA BİR GÜN AİLEYE AYRILMALI
Çocuklarına aile bağlarının güçlendirilmesi konusunda nasihatlerde bulunan Karaca, “Çocuklarımıza, ‘Haftanın altı günü sizin. Gidin, gezin, işinizi yapın. Ama bir günü bize ayırın’ diyoruz. Bu konuda taviz vermiyoruz. Pazar gününe randevu almamalarını, iş koymamalarını, arkadaşlarıyla program yapmamalarını söylüyoruz. Çünkü o gün bizim.Bazen mangal yapıyoruz, yemekler hazırlanıyor, hep birlikte aynı sofrada oturuyoruz. Bu sadece bir yemek değil; aile bireylerinin birbirleriyle kaynaşması, motive olması ve bağlarının güçlenmesi anlamına geliyor. Ben 70 yaşındayım ve hâlâ bütün aile bir aradayız. Dostlarım “Bunu nasıl başarıyorsunuz?” diye soruyor. Ben de onlara, “Çocuklarınızın haftada bir gününü mutlaka size ayırmasını sağlayın” diyorum. Biz faydasını gördük, başkalarına da faydalı olacağına inanıyorum” ifadelerini kullandı.
BU BİZİM KÜLTÜRÜMÜZ
Aslen Malatyalı olan Karaca, “Aslında yaptığımız yeni bir şey değil. Bu bizim geçmişimiz. Malatya'da avlulu evlerimiz vardı. O avlularda aileler toplanır, yemekler yapılır, sohbet edilir, herkes bir araya gelirdi. Biz babalarımızdan, amcalarımızdan aldığımız o kültürü devam ettirmeye çalışıyoruz. Bugün sosyal medyanın hayatımıza bu kadar girdiği ve birçok değeri dejenere ettiği bir dönemde aile birlikteliğini korumak daha da önemli. Özellikle Müslüman Türk ailelerinin geçmişten gelen bu kültürü yaşatması gerektiğine inanıyorum” diye konuştu.
ÇEKİRDEK AİLE GENLERİMİZE UYGUN DEĞİL
Türkiye'nin kendi köklerine dönmesi gerektiğini ifade eden Karaca, “Ben artık çekirdek ailenin Türk toplumunun yapısına uygun olmadığını düşünüyorum. Bizim genlerimiz büyük aileye uygun. Bir arada olmalıyız, dayanışma içinde olmalıyız ve bu kültürü kaybetmemeliyiz. Haftada bir gün bütün aile bireylerinin bir araya gelmesi belki abartılı gelebilir ama bence bu, ülkenin geleceğiyle ilgili bir mesele. Bunun için büyük çiftliklere de gerek yok. Bir baba evi varsa herkes oraya gelebilir. Biri Üsküdar'da, biri Kadıköy'de, biri Beykoz'da oturabilir. Önemli olan haftada bir gün bir araya gelmektir. Çünkü aile bunun için vardır. Herkes aynı olmayacak. Birinin güçlü olduğu yerde diğeri zayıf olabilir. Birinin eksiğini diğeri tamamlar. Herkesin meziyeti farklıdır. Ailenin birlikteliği de zaten bunun için gereklidir” değerlendirmesi yaptı.
SONRADAN GÖRMEYİ BIRAKMALIYIZ
Türkiye’nin aslında köylü bir toplum olduğunu anlatan Karaca, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bunu söylemekten çekinmemek lazım. Babam 1945'te İstanbul'a geldiğinde Tahtakale'de bir tane Türk tabelası bulamadığını anlatırdı. Ermeni, Yahudi ve Rum esnafların olduğu bir ortam vardı. Bugün Türk toplumu ve Müslüman kesim ekonomik anlamda çok daha güçlü bir noktaya geldi. Ancak burada başka bir problem ortaya çıktı: Sonradan görmelik. Köyde imkânımız yokken şehre geldik, sonra en lüks arabalara, yatlara sahip olduk. Ama bazen kazandığımız imkânı taşıyamıyoruz. Egolarımız büyüyor. Allah'a şükür bizim ailemiz böyle bir aile değil. Nereden geldiğimizi çok iyi biliyoruz. Bizden daha az maddi imkâna sahip insanların bizden çok daha iyi yaşayabildiğini de görüyoruz. Bunu bir eksiklik değil, bir güzellik olarak kabul ediyoruz.İmkânımız varsa daha mütevazı yaşayabilmeliyiz. Toplum olarak sonradan görmelikten vazgeçmemiz lazım. Bu ülkede ciddi anlamda yoksulluk yaşayan insanlar var. Biraz konforumuzdan, biraz lüksümüzden fedakârlık edip o insanlara yardımcı olmalıyız. Eskiden “Yarım ekmek yeme, çeyrek ekmek ye; çeyreğini de komşunla paylaş” anlayışı vardı. Biz bunu kaybettik. Artık çeyrek ekmeği paylaşmak bir yana, başkasının elindeki çeyrek ekmeği de almaya çalışan bir noktaya geldik. “Altta kalanın canı çıksın” anlayışına sürükleniyoruz. Bu bizim toplumumuzun özüne, genlerimize ters.”
EĞİTİM AİLEDE BAŞLAR
Ülkedeki eğitim yetersizliğinden bahseden insanlara dikkat çeken Karaca, “Bu aynı zamanda bir eğitim meselesi. Ülkedeki eğitimin yetersizliğinden söz eden insanlara bakıyorum; kendi çocuğuna edep, adap, ahlak, saygı ve sevgiyi öğretmemiş. Kendi çocuğuna bunları veremiyorsun, sonra okulun vermesini bekliyorsun. Bu doğru değil. Eğitim ailede başlar. Otuz kişilik bir sınıfta öğretmenin her çocuğa bu değerleri kazandırmasını bekleyemezsiniz. Bu, öncelikle anne babanın ve ailenin görevidir. Çocuğumuzu en pahalı okullara göndermekle görevimizi tamamlamış olmuyoruz. Hatta bazen öğretmen çocuğa bir şey söylediğinde, ertesi gün anne öğretmenin karşısına dikiliyor. Buradaki problem de yine aynı: Sonradan görmelik. İmkânlarımız arttı ama gördüklerimizi sindirmeyi, ona layık olmayı da öğrenmemiz gerekiyor. Edebi, adabı ve ahlakı bilmek gerekiyor” şeklinde konuştu.
ÇOCUKLAR ŞİRKETİ KÜÇÜK YAŞTAN TANIMALI
Ticaretle uğraşan insanların çocuklarını küçük yaşlardan itibaren iş yerine götürmesi gerektiğine vurgu yapan Karaca, “Özellikle yaz tatillerini değerlendirmek ve çocuklara esnaf kültürünü, ticaret kültürünü göstermek önemli. Çok iyi okullarda okuyup yurt dışında eğitim almış bir çocuk, hiç şirketi tanımadan bir gün gelip aile şirketinin başına oturursa kendisini yabancı hissedebilir. Ama çocukluğundan itibaren şirketin gelişimine şahit olmuşsa, o şirket onun için başka bir anlam taşır. Oğlum Fatih de bana bunu söylüyor. Üniversiteyi bitirmesi, yurt dışında eğitim alması, önemli şirketlerde çalışması bir tarafa; çocukluğunda Tahtakale'deki dükkâna gidip gelmesinin çok daha farklı bir deneyim olduğunu söylüyor.
Ben de çok küçük yaştan itibaren iş yerine gidip geldim. Babam beni nasıl götürdüyse ben de çocuklarıma aynı kültürü aktarmaya çalıştım. Ancak bunu zorlamak da doğru değil. Çocuğunuz bu işi sevmiyorsa, başka bir şey yapmak istiyorsa ve siz de onun istediği işte bir gelecek görüyorsanız ona yol gösterebilirsiniz. Ama bütün bunlara rağmen kendi işini kurmak istiyorsa engel olmam. Hatta yardımcı olur, sermaye de vererek ‘Git, kendi işini kur’ derim” şeklinde konuştu.
AİLE ŞİRKETİNİN TEMELİNDE ADALET VAR
Aile şirketlerinde en önemli meselelerden biri adalet duygusu olduğuna işaret eden Karaca, şu ifadeleri kullandı: “Diğer ortaklıklarda herkes kendi menfaatini korur. Ama aile şirketlerinde insanlar birbirlerine güvendikleri için aile içerisinde adalet olmak zorundadır. Ailenin büyüğü veya yön veren kişi adaletli değilse şirket yürümez. Her şeyi kendine yontarsa, kardeşlerinin menfaatlerini gözetmezse aile şirketinin devamlılığı mümkün olmaz. Babam vefat ettikten yıllar sonra, miras paylaşımı sırasında annem bana bir anısını anlattı. Babam, yıllar önce anneme, “Benim Arif gibi oğlum var. O adaletsizlik yapmaz. Kız kardeşinin hakkını fazla fazla verir” demiş. Yıllar sonra annemden bunu duyduğumda çok etkilendim. Bizim aile şirketindeki en büyük avantajlarımızdan biri de kardeşlerin sermayelerinin eşit olması. Böylece kimse diğerine “Ben senden daha az pay alıyorum ama daha fazla çalışıyorum” diyemiyor. Aile şirketini yöneten kişinin sözü geçebilir, saygı duyulabilir ama en başta adaletli olması gerekir.”
SOYADI DEĞİL, LİYAKAT
Aile şirketlerindeki soyadı faktörüne vurgu yapan Karaca, “Şirket içinde soyadının tek başına bir anlamı olmamalı. Bunun bir tane cevabı var: Liyakat. Çocuklarımıza miras olarak sadece servet bırakmak yeterli değil. Bizim çok güzel bir atasözümüz vardır: “Oğlum akıllı, neylesin parayı? Oğlum deli, neylesin parayı?” Sermayeden çok iyi yetişmiş evlatlar önemli. İyi eğitim almış, aile kültürünü özümsemiş, edebi, adabı ve ahlakı sindirebilmiş bireyler yetiştirmek gerekiyor” diye anlattı.
BANA HAYIR DİYEBİLEN İNSANLARLA ÇALIŞTIM
Şirket içinde kendisine “hayır” diyebilen insanlardan her zaman keyif aldığını ifade eden Karaca, “Yıllar önce birlikte çalıştığım İbrahim Kuşadalı vardı. Kültürü, yaşam tarzı, inancı benimkinden çok farklıydı. Ama yıllarca yanımda tuttum. Çünkü hatalarımı yüzüme karşı söyleyebilen bir adamdı. “Sen bunu yanlış yapıyorsun kardeşim” diyebiliyordu. Benimle tartışabiliyordu. Bir yöneticinin etrafında sadece kendisini onaylayan insanların olması doğru değil. Bazen size yanlışınızı söyleyecek insanlara ihtiyacınız var” dedi.
AİLE ANAYASASI YAŞAYAN BİR METİN OLMALI
Aile anayasası vurgusu yapan Karaca, bu metni hazırlamak isteyen şirketlerin öncelikle çok iyi araştırma yapması gerektiğini söyledi. Danışmanlık şirketlerinden destek alınarak aile anayasası hazırlanabildiğini hatırlatan Karaca, anayasa hazırlandıktan sonra işin bitmediğini, süreç içinde karşılaşılan sorunlara göre anayasayı güncellemek gerektiğinin altını çizdi. “Biz bir aile anayasası yaptık, artık bu böyle sonsuza kadar gider diye bir şey yok” diyen Karaca, “Yarın öbür gün hiç öngörmediğiniz bir problemle karşılaşabilirsiniz. Eğer anayasada bununla ilgili bir madde yoksa o problemi not edip aile anayasasına eklemek gerekir. Çünkü aynı problem ileride yeniden yaşanabilir” ifadelerine yer verdi.
EN BÜYÜK MİRASIMIZ AİLE KÜLTÜRÜ
Aile kültürünün önemine dikkat çeken Karaca sözlerine şu ifadelerle devam etti: “Karaca'nın beşinci kuşağı görevi devraldığında onlara bırakmak istediğim en önemli şey aile kültürüdür. Edep, adap, saygı, aile birlikteliği, aile bireylerinin birbirlerine olan bağlılığı ve ihtiyaç olduğunda birbirlerinin yardımına koşması…Benim için asıl önemli olan bunlar. Bir ailede herkesin aynı olması mümkün değil. Yirmi tane çocuk varsa hepsinin üstün zekâlı olmasını bekleyemezsiniz. Biri çok başarılıdır, biri daha vasattır. Biri güçlüdür, biri zayıftır.Ama aile bunun için vardır. Birinin fazlalığı diğerinin eksikliğini kapatır. Herkes farklı meziyetlerle yaratılmıştır. Önemli olan bu farklılıkların aile içinde birbirini tamamlamasıdır. Aileyi koruyan şey de budur: Birliktelik, dayanışma, adalet, sevgi ve birbirinin eksiğini tamamlayabilmek. Bunu kaybetmememiz lazım” diye konuştu.
Güveni korumak çok önemli
Yıllardır iş dünyasında varlık gösteren Karaca, güveni kazanmak önemli ama korumanın daha önemli olduğunu belirterek, “Çünkü olmayan bir şeyi koruyamazsınız. Önce güveni kazanacaksınız, sonra onu koruyacaksınız. Sermaye, para, mal mülk… Bunların hepsi bir tarafa; güven bir tarafa. Bazen karşı tarafın size duyduğu güven sayesinde parayla satın alamayacağınız bir şeyi satın alabilirsiniz. Çünkü bazı şeyler para ile alınmaz” dedi.
KAYNAK: PLUSONE BUSINESS DERGİSİ
İlginizi Çekebilir