560 Arttı, 217'de Kaldı: Kumaş Yanıyor, Sipariş Kaçıyor
RöportajTürkiye’de bazı sektörler vardır.
Sessizdir.
Ama memleket taşır.
Hazır giyim gibi.
İhracat yapar.
Döviz getirir.
Kadın çalıştırır.
Anadolu’yu ayakta tutar.
Şimdi o sektör zorlanıyor.
Biz de İHKİB Başkan Adayı Mustafa Paşahan’ın karşısına geçtik.
Yuvarlak konuşmadık.
Süs sormadık.
Doğrudan sorduk:
Bugün bu sektörü kilitleyen ne?
Maliyet mi?
Kur mu?
Faiz mi?
Cevap net:
Hepsi.
Ama mesele hepsinin olması değil.
Mesele… dengenin bozulması.
560 arttı maliyet.
217 arttı kur.
Aradaki fark?
Kâr değil.
Kriz.
Paşahan tek cümle kuruyor:
“Bu tabloda fiyat tutturamazsınız.”
Bir soru daha:
Peki sonuç?
4.4 milyar dolar gitmiş.
400 bin kişi sektörden çıkmış.
Bu dalga değil.
Bu kırılma.
Ama hâlâ şu cümle kuruluyor:
“Biz güçlüyüz.”
Doğru.
Türkiye hızlı.
Türkiye esnek.
Türkiye Avrupa’ya yakın.
Ama bir şey eksik.
Peki müşteri neden gidiyor?
Kalite düşmedi.
Hız azalmadı.
Ama fiyat arttı.
Türkiye pahalı.
Hem de rekabet edemeyecek kadar pahalı.
Gerisi teferruat.
Fabrika var.
Sipariş yok.
Makine var.
Ses yok.
İşçi var.
Umut yok.
Bir başka soru:
Bu sektör neden ithalata yöneliyor?
Cevap basit.
Kimse keyfinden gitmez.
Mecbur kalır.
Maliyet çözülmeden ithalat konuşulmaz.
Paşahan net:
“Bu sorun bizim değil.”
Ama kaçmıyor.
Sebebi koyuyor:
Faiz.
Enflasyon.
Kur.
Üçü birlikte yürümüyor.
Peki çözüm ne?
Teşvik mi?
Hayır.
Nefes.
Ama burada kritik bir ayrım var.
İHKİB çözüm dağıtan bir makam değil.
İHKİB karar vermez.
Ama çözümü masaya koyar, zorlar, takip eder.
Paşahan’ın çizdiği rol de tam olarak bu:
Sektörün derdini doğru tespit etmek…
Ankara’ya net anlatmak…
Ve çözümü zorlamak.
“Biz karar mercii değiliz.
Ama karar vericilere en doğru tabloyu koymakla yükümlüyüz” diyor.
Bu yüzden talepler net:
İstihdam desteği gerçekçi hale gelmeli.
Mevcut destekler sahaya ulaşmalı.
Ve en önemlisi…
Bu geçiş döneminde sektör nefes almalı.
İki yıl diyor.
Sadece iki yıl.
Doğru kredi.
Doğru denge.
Sonrası?
“Bu sektör kendini taşır.”
Bir kritik başlık daha:
KOBİ ne olacak?
Çünkü sistem yukarıdan değil, aşağıdan çöker.
100 milyon dolarlık firmayı büyütmek zor.
Ama 1 milyon dolarlık firmayı ayakta tutmak mümkün.
Eğer yaşayabilirse.
Bir soru daha:
400 bin kişi neden gitti?
Eskiden makinacı, memurdan fazla kazanıyordu.
Bugün?
Memur 60 bin.
Makinacı 50 bin bile değil.
Cümle kısa.
Anlam ağır:
“Çalışan hak ettiğini alamıyor.”
Peki sadece içeride mi sorun?
Hayır.
Dışarıda da duvar var.
Malı gönderiyorsun…
ama kendin gidemiyorsun.
Vize.
Tek başına kriz.
Bir adım daha:
Yeşil pasaport neden konuşuluyor?
Ayrıcalık için değil.
İş için.
Kriter dar.
Sistem dar.
Ama sahada binlerce firma var.
Ve çoğu bu sistemin dışında.
Paşahan bir yerde duruyor.
Ve başka bir şeye dikkat çekiyor:
Bu sektör konuşulurken…
Herkes konuşuyor.
Bilen de.
Bilmeyen de.
Ama faturayı…
üreten ödüyor.
Ton değişiyor.
Cümle sertleşiyor.
“Bu sektör masa başından yönetilmez.”
Ve ekliyor:
“Bu işi yaşayanlar yönetmeli.”
Çünkü mesele artık sadece kriz değil.
Bu sektörü kimin temsil edeceği de masada.
Tablo ortada.
Maliyet baskısı.
Kur dengesizliği.
Sipariş kaybı.
İstihdam erimesi.
Vize duvarı.
Ama hâlâ bir ihtimal var.
Çünkü bu sektör…
hâlâ ayakta.
Asıl mesele şu:
Bu tabloyu görüp bekleyecek miyiz?
Yoksa…
dengeyi kuracak mıyız?
Kumaş yanıyor.
Ve bu kez…
sadece tekstil değil,
şehirler söner.
Çünkü bu hikâye,
bir sektörden fazlası.
Şimdi soru şu:
Bu sektörü
yaşayanlar mı temsil edecek…
yoksa
uzaktan izleyenler mi?
6 Nisan’da sandık kurulacak.
Ve bu sorunun cevabı verilecek.
Röportaj: Murat Çetin
İlginizi Çekebilir