Murat ÇETİN / Tekstil Konuşuyor: Vekil Ama Sahada
İş dünyasıMurat ÇETİN yazdı.
Tekstil susmaz.
Sussa…
ihracat susar.
İhracat susarsa…
şehir susar.
Bugün konuşan tekstil değil.
Bugün konuşan kriz.
Maliyet yukarı.
Kur aşağı.
Faiz tepede.
Denge yok.
Sorduk.
MESİAD Başkanı Ufuk Muslu’ya:
“Bu seçim neden farklı?”
Durmadı.
“Çünkü piyasa daraldı” dedi.
“Artık herkes fark istiyor.”
Bir soru daha:
“İHKİB ne yapar?”
Burada herkesin bildiğini sandığı ama bilmediği gerçek çıktı ortaya.
İHKİB faiz indirmez.
Kur belirlemez.
Enflasyon düşürmez.
Peki?
Anlatır.
Taşır.
Zorlar.
Takip eder.
Yani…
Çözüm dağıtan değil,
çözümü zorlayan yer.
Geldik meselenin merkezine.
İsim.
Mustafa Paşahan.
Ama önce şu:
Paşahan başkan değil.
Başkan vekili.
Yani…
İmza onda değil.
Ama yük omzunda.
Soruluyor:
“Niye değiştirmedi?”
Yanlış soru.
Direksiyon onda değilken
niye yolu değiştirmedin diye sorulmaz.
Muslu burada net:
“Ulaşılabilir.”
Kısa bir kelime.
Ama sektörde en pahalı şey bu.
Telefon açıyor.
Geri dönüyor.
Dinliyor.
Taşıyor.
Takip ediyor.
Bu slogan değil.
Bu saha.
Somut başlıklar:
Yeşil pasaport.
Kargo krizi.
Krediye erişim.
İhracat statüsü.
Masada.
Ve takipte.
Karşı cephe?
Daha sert.
Daha yüksek ses.
Ama…
Ses başka, çözüm başka.
Muslu’nun cümlesi:
“Sürekli kötü demekle çözüm olmaz.”
Çünkü sektör bugün şunu arıyor:
Temsil değil, refleks.
Söz değil, temas.
Eleştiri değil, takip.
Ve en kritik yer:
“Tezgâh kazanır.”
Şimdi sadeleştirelim.
Paşahan bugün ne?
Vekil.
Ama nasıl?
Sahada.
Yarın ne olabilir?
Başkan.
Peki o zaman?
Yetki artı saha, eşittir etki.
Bu yüzden mesele basit:
Bu seçim isim seçimi değil.
Okuma seçimi.
Tezgâhı bilen mi yönetecek…
yoksa
tezgâha uzaktan bakan mı?
Cevap sandıkta değil.
Sahada.
TEKSTİL ÜRETİYOR AMA KAZANAMIYOR
Tekstil çalışıyor.
Ama kazanmıyor.
Üretiyor.
İhraç ediyor.
Koşturuyor.
Ama değeri başkası alıyor.
İşte mesele burada başlıyor.
Sorduk.
OTİAD Başkanı Allam Çiftçi’ye:
“Sektör ne yaşıyor?”
Cevap net:
“Sorun sadece maliyet değil, yapı.”
Evet.
Maliyet arttı.
Kur geride kaldı.
Sipariş azaldı.
Ama Çiftçi başka bir kapıyı açıyor:
“Bu iş sadece fiyat meselesi değil.”
Çünkü Türkiye üretimde güçlü.
Hatta açık söylüyor:
“Çin’den sonra en büyük üreticiyiz.”
Ama sonra ekliyor:
“İstediğimiz yerde değiliz.”
Neden?
Çünkü üretim var…
ama marka yok.
İşte yazının kırıldığı yer burası:
“Marka Bakanlığına ihtiyacımız var.”
Bu cümle sıradan değil.
Bu, sektörün yıllardır söyleyip
devletten duyamadığı cümle.
Çiftçi burada daha da ileri gidiyor:
Moda haftası.
Akademi.
Uluslararası trend çalışmaları.
Yani diyor ki:
“Sadece üretimle büyüyemezsiniz.”
Çünkü dünya artık şöyle çalışıyor:
Üreten kazanmaz.
Marka olan kazanır.
Bir adım daha:
“Bizim payımız yüzde bir.”
Hedef?
Yüzde beş.
Ne demek bu?
Bugün yirmi beş milyar dolar.
Yarın?
Yüz milyar dolar.
Potansiyel var mı?
Çiftçi net:
“Var.”
Neden?
Coğrafya.
Hız.
Know-how.
Ama eksik olan ne?
Strateji.
Bir başka kritik ayrım:
Sektör tek değil.
Sanayi üretimi ayrı.
Marka ayrı.
Fast fashion ayrı.
Hepsini aynı sepete koyarsan…
yanlış teşhis koyarsın.
Gelelim seçime.
Çiftçi burada farklı bir yerden giriyor.
Ne diyor?
“Bu sadece seçim değil.”
Ama…
Dünyanın sonu da değil.
Yani ne yapıyor?
Gerilimi değil,
dengeyi anlatıyor.
Ve sonra net bir tercih koyuyor:
Mustafa Paşahan.
Ama neden?
Bu kez Muslu’daki gibi “ulaşılabilirlik” değil.
Başka bir gerekçe:
“Birlikte çalıştık, gördük.”
Fuarlar.
B2B organizasyonlar.
Yeşil dönüşüm projeleri.
Yani destek duygusal değil.
Tecrübeye dayalı.
Ve en kritik cümle:
“Tek başına kimse çözemez.”
Bu çok önemli.
Çünkü ilk defa biri şunu açık söylüyor:
Ne başkan…
ne birlik…
tek başına yeterli değil.
Çözüm nerede?
Devlet artı, sektör artı, vizyon.
Ama yine de şu sorunun cevabı veriliyor:
“Kim öne çıkıyor?”
Cevap:
“Güven veren.”
Ve o güvenin adresi olarak yine aynı isim:
Mustafa Paşahan.
Ama bu kez gerekçe farklı:
Üretimden geliyor.
Dünyayı biliyor.
Markayla çalışıyor.
Yani…
Sadece konuşan değil,
yapan tarafta.
Sonuç?
Tekstil bugün şunu tartışıyor:
Üretmeye devam mı…
yoksa
değer üretmeye geçiş mi?
Bu seçim de aslında bunu soruyor.
Kim yönetecek?
Sadece üretimi bilen mi…
yoksa
üretimi değere çevirebilen mi?
Cevap yine sandıkta değil.
Stratejide.
İHRACAT ARTIYOR… AMA İHRACATÇI KAZANAMIYOR
Rakam geldi.
21,9 milyar dolar.
Mart ayı ihracatı.
Kağıt üstünde güçlü.
Kürsüde anlatınca gururlu.
Ama sahaya in…
Başka hikâye.
Mustafa Gültepe açıkladı:
İlk çeyrek: 63,3 milyar dolar.
12 ay: 271,3 milyar dolar.
Bir de ekledi:
“Yüzde 3,1 eksideyiz.”
Şimdi dur.
Bir cümle kur:
İhracat var.
Ama artmıyor.
Artıyor gibi.
Ama ekside.
İşte Türkiye özeti bu.
Otomotiv lider.
3,3 milyar dolar.
Kimya peşinde.
Çelik arkada.
Elektrik elektronik sırada.
Hazır giyim…
Nefes almaya çalışıyor.
Ama asıl veri nerede biliyor musun?
26 sektörün 18’i düşmüş.
Yani…
Çoğunluk geride.
Şimdi daha net konuşalım.
İhracat artıyor mu?
Evet.
İhracatçı kazanıyor mu?
...
İlginizi Çekebilir